Yaratma Cesareti

‘Tüm düşünce, acı ve mutluluğun somut kutupları arasında kuşatılmıştır.’

  

‘İnsan varlığının ayırt edici özniteliğini elden kaçırmış olacağız: Kendi evrimimizi, kendi farkındalığımızla etkileyebilmeyi.’

 

‘Cesaretin umutsuzluğun yokluğu olmadığını ortaya attılar;  cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.’

 

‘Duygusuzluk (apathy): Apathy sözcüğü, duygu, acı anlamına gelen pathas sözcüğünün başına olumsuzluk anlamı katan a’nın getirilmesiyle üretilmiştir.  Tutkudan, heyecandan, duygulanımdan kurtulma, etkilenmeme;  duygu veya duygulanım eksikliği ya da yokluğu anlamına gelir.’

 

 

‘Bir psikanalist olarak zaman zaman hâlâ çocukken duyarlı olan ve diğerlerini ezerek başeğdirmeyi öğrenememiş adamları dinliyorum;  bunun sonucu olarak yaşama kendilerinin korkak olduğu kanaatiyle giriyorlar.’

 

 ‘Amerika uygar diye bilinen uluslar içinde en vahşisidir.’

 

 

‘Karışmak istemediğimizde, doğru olmayan bir muameleye tabi birine yardım edip etmemenin bahsiyle bile karşılaşmak istediğimizde, algımızı engellediğimiz, kendimizi başkasının acısı kapattığımız, yardıma gereksinen kişiyle duygudaşlık bağımızı kopardığımız hepimizce bilinebilir bir gerçektir. Böylece korkaklığın günümüzdeki en hâkim şekli “karışmak istemedim” deyişinde gizlenir.’

 

‘Toplumsal cesaret diğer insani varlıklarla ilişkiye girme cesaretidir. Kişinin anlamlı bir yakınlık kurma umuduyla tehlikeye atılabilme yetisi. Kişinin kendini, artan bir açıklığı talep eden bir ilişkiye, beli bir zaman süresi içinde yatırabilme cesaretidir.’

 

‘Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz. Kimyasal bir etkileşim gibi birimiz değişirse, ikimiz de değişeceğiz. Kendimizi gerçekleştirirken gelişecek mi, yoksa yıkılacak mıyız? Emin olabildiğimiz tek şey, eğer kendimizi ilişkiye, iyisine kötüsüne, tüm varlığımızla bırakırsak bundan etkilenmeksizin çıkamayacağımızdır.’

 

‘Toplumumuzda  fiziksel soyunma, ruhsal ya da tinsel soyunmadan daha kolay.’

 

‘Tuhaf nedenlerle en çok önem taşıyan şeyleri paylaşmakta utangacız.’

 

‘ilk psikanalistlerden  Otto Rank tarafından çok güzel anlatılmıştır. Rank bu korkulardan ilkini ‘yaşam korkusu’ olarak adlandırır. Bu, özerk-olarak-yaşama-korkusudur, kendini terk edilmiş bulmak korkusu, bir başkasına dayanma gereksinimi.Bu korku, kişinin kendini, ilişkiye girebilecek bir benliği kalmayana dek bir ilişkiye fırlatma gereksiniminde kendini gösterir. Kişi gerçekte sevdiğinin bir yansısı haline gelir-eninde sonunda eşini sıkmaya başlar. Bu Rank’ın anlattığı gibi kendini gerçekleştirme korkusudur.’

 

‘Ölüm korkusu’, diğeri tarafından tümden emilme korkusudur, kendi benliğini ve kendi özerkliğini yitirme korkusu, bağımsızlığının alınıp götürülmesi korkusu.

 

‘Tüm yaşantımızda bu iki korku arasında salınır dururuz.’

 

‘Eğer kendimizi-gerçekleştirmeye doğru ilerleyeceksek, zorunlu olan bu iki korkuyla yüzleşmek ve kişinin sadece kendisi olmasıyla değil, diğer benliklere katılımıyla da gelişeceğinin farkında olmaktır.’

 

 

‘Kendimizi tüm bir dolulukla adamalıyız, ama aynı zamanda yanılıyor olabileceğimizin de farkında olmalıyız. Kesin inanç ve şüphe arasındaki bu diyalektik ilişki cesaretin en yüksek tiplerinin özniteliğidir ve cesareti salt gelişme ile özdeşleştiren basitleştirici tanımlamaların yanlışlığını ortaya serer.’

 

‘Kendi tavırlarının doğruluğundan mutlak bir şekilde emin olduklarını iddia edenler tehlikelidirler.’

 

‘Her işittiğimde aşırı vurgulamanın ifşa ettiği bir sahteciliğin tezgahlandığını hissedip kendimi geri çekmişimdir.’

 

‘Kendini adama şüphe içermediği zaman değil, şüpheye rağmen olduğunda en sağlıklıdır.’

 

‘Eğer bir şey öğrenebileceksen en kötü düşmanımı dinlemek için yirmi mil yürürüm.’

 

‘Yaratıcı cesarette duyulan gereksinim, uğraşın geçirmekte olduğu değişimin derecesiyle doğru orantılı.’

 

‘Yaratıcılık ölümsüzlük için duyulan bir özlemdir.’

  

‘İstenmeden giren bir kum zerresinin üstünü örtmek için inciyi üreten istiridye sık sık basit bir örnek olarak gösterilir. Adler tarafın- Beethoven’ın sağırlığıydı. Adler uygarlığın da, insan tarafından, hayvan dünyasındaki diş ve pençe yetersizliklerinin yanı sıra, kendilerini hiç de dostane bir konumda bulmadıkları yer kabuğundaki görece zayıf konumlarını telafi etmek için yaratıldığına inanıyordu.’

 

‘Adler’in kuramının belli bir değeri var ve bu alanda çalışanların gözden uzak tutmaması gereken önemli kuramlardan biri. Ama bu kuramın hatası, yaratıcı süreçle olduğu gibi ilgilenmemesi. Bir bireydeki telafiye yönelik eğilimler onun yaratısının alacağı biçime etki edecektir, ama yaratıcılık sürecinin kendisini açıklayamaz. Talefiye duvulan ihtiyaçlar kültürdeki ya da bilimdeki özel bir yönelime ya da kavislenişe etki ederler, ama bilimin ya da kültürün yaratılmasını açıklamazlar.’

 

‘Esas nokta iradi çabanın varlığı ya da yokluğu değil, gömülmenin, yoğunlaşmanın derecesidir, belirgin nitelikte bir bağlanma olmalıdır.’

 

‘Kaçak yaratıcılık karşılaşmanın eksik kaldığı yaratıcılıktı.’

  

‘Sanki aradığı, kendini, tam yazmak üzere olan, yazabilecek olan biri olarak görmekti, aradığını bunda buluyor ve ödülünü bundan kazanıyordu.’

 

‘Tek çocuk olan genç adam, annesi tarafından pohpohlanmış ve üzerine çok fazla düşülmüştü, sık sık da, babasına tercih edildiği gösterilmişti – mesela yemeklerde kayırılarak. Hasta açıkça babasıyla rekabet içindeydi ve başarısı halinde lanetli bir tehditle karşı karşıya kalacaktı. Bunu ve bunun gibi şeyleri ayrıntılarıyla çözümledik. Yaşamcıl bir deneyim halkası her nasılsa yitikti, kaybolmuştu.’

 

‘Bu cinsel duygunun hem huzur isteği ve duyumsal memnun yetin edilgin bir çeşidi, hem de kadınlardan koşulsuz bir hayranlığın arzulanışı olduğunu gösteren karmaşık çağrışım analizlerine girmeyeceğim. Açık bir biçimde belirtmekle yetineceğim netice sadece, fikirlerinin yaratıcı “infilaklarının”, annesinden hayranlık, memnuniyet kazanmanın yolu olduğu; annesine ve diğer kadınlara ne mükemmel, ne yetenekli biri olduğunu göstermek ihtiyancındaydı. Onlarda güzel ve mağrur bir imge yarattı mı, artık yapacağını yapmış, istediğine varmış sayılırdı. Bu bağlamda bakıldığında gerçekte ilgi duyduğu yaratıcılık değil, yaratacak gibi olmaktı; yaratıcılık bambaşka bir şeye hizmet ediyordu.’

 

‘Karşılaşma kavramı, yetenek ve yaratıcılık arasındaki önemli ayrımı da daha net kılmamıza yarayacak. Yetenek nörolojik karşılıklara sahip olabilir ve bireye “verilen” bir şey gibi ele alınabilir. Bireyin, kullansa da kullanmasa da, yeteneği olabilir; yetenek bireyde şu ya da bu olarak ölçülebilir. Ancak, yaratıcılık sadece edimde görülebilir.’

 

‘Bazen, Picasso örneğinde olduğu gibi, büyük yetenekle birlikte büyük karşılaşmaya, bunun sonucunda da büyük yaratıcılığa sahip olabiliriz. Bazen sahip olduğumuz, birçoklarının Scott Fitzgerald örneğinde hissettiği gibi-büyük bir yetenek ve güdük bir yaratıcılıktır. Bazense pek fazla yeteneği olmayan yüksek bir yaratıcılık olabilir.’

 

‘Gömülmek, emilmek, katılıp gitmek, bütünüyle dalıp gitmek vs., Hangi isimlerle adlandırılırsa adlandırılsın has yaratacılık, yoğun bir farkındalık, bir bilinç artışı ile nitelenir.’

 

‘kişiler yaratıcı edim esnasında yiyip içmekle ilişkilerini kesip, yemek zamanının geçtiğini fark etmeden çalışmalarına devam edebilirler. Tüm bunlar, otonom sinir sisteminin (rahatlık, huzur ve beslenmeyle ilgili olan) parasempatik bölümünün işlevinin engellenmesi ve sempatik sinir sisteminin etkinleşmesiyle ortaya çıkarlar.’

 

‘Sanatçının yaratma anında duyumsadığı memnuniyet ya da tatmin değildir (bu sonra gelir, geceleyin içkisini yudumladığında ya da piposunu tüttürdüğünde). Daha çok coşkudur bu, bilincin artışıyla atbaşı giden, kişi kendi gizilgüçlerini gerçekleştirirken akıp giden duygu olan coşku.’

 

‘Farkındalığın bu yoğunlaşması, bilinçli veya istençli bir amaçla bağlantılı olmak zorunda değildir. Dalgınken, rüyalarda ya da bu gibi bilinçdışı düzeylerde meydana çıkabilir.’

 

‘Dünya bir kişinin içinde varolduğu anlamlı ilişkilerin bir modelidir ve o kişi, bu dünyanın tasarlanmasında yer alır.’

 

‘Dünyayla benlik arasında ve benlikle dünya arasında kesintisiz bir diyalektik süreç süregider; bu iki kutuptan her biri diğerinin varlığına delalet eder ve bunlardan birinin yoksanışı her ikisinin de anlaşılmasını olanaksız kılar.’

 

‘Olmakta olan daima bir süreçtir, bir yapma’dır – özgül olarak kişiyi ve dünyasını karşılıklı ilişkiye sokan bir süreç.’

 

“Yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.”

 

‘Proleter anneler çocuklarını dışlamışlardı, ama bunu yaparken kuşkuya yer bırakmamışlardı.’

 

‘Oysa orta-sınıfın genç kadınları ailelerini hep aldatmışlardı.Onlar hala sever gibi görünen anneler tarafından dışlanmışlardı.’

 

‘Kaygının içinde olunan dünyayı tanıyamamaktan, kişi oğlunun kendini, kendi varoluşuna yerleştirememesinden gördüm. Kaainatım orada, sokakta oluşmuştu.’

 

‘Tabiri caizse, bilinçdışı, sımsıkı sarıldığım bilinçli inancımı yarıp geçti.’

 

‘Carl Jung sık sık, bilinçdışı yaşantı ile bilinç arasında bir çeşit zatlaşma, kutuplaşma olduğu meselesini ortaya getirmiştir.’

 

‘Bilinç, bilinçdışının yabanıl, mantiksız sapkınlıklarını kontrol ederken, bilinçdışı da bilincin bayağı, boş, yavan ussallıkta kuruyup gitmesine engel oluyordu.’

 

‘Eğer böyle ifade edebilirsem; bilinçdışı tam da bilinçli düşüncemizle en katı nereye yapışmışsak orada delip geçmekten bozup dağıtmaktan  haz alıyor.’

 

‘Kişinin içinde, bir yanda bilinçli olarak düşündükleri ile diğer yandan doğmaya çabalayan bir perspektif, bir kavrayış arasında dinamik bir mücadele kopar gider.’

 

‘Ne zaman bilimde önemli bir fikrin, ya da sanatta önemli bir biçimin öne çıkması söz konusu olsa, bu yeni fikir bir yığın insanın entelektüel, tinsel dünyalarının sürmesini sağlayan özü yıkar dağıtır. Has yaratıcı üründeki suçun kaynağı budur. Picasso’nun altını çizdiği gibi, “Her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.”

 

‘Bu hamle kendisinde bir kaygı unsurunu da taşır. Çünkü, daha önceki varsayımımı yıkmakla kalmadı, kendi dünyamla ilişkimi de sarstı.’

 

‘Deneyimin bizi bunca ürkütüşünün nedenlerinden biri de bu: Dünya, hem içsel, hem de dışsal olarak ansal büyüleyiciliği olan bir yoğunlukla yüklenir. Vecd dediğimizin bir yüzü bu bilinçdışı yaşantının bilinçle bütünleşmesi: Kurgudaki bir bütünlük değil, dinamik, dolayımsız bir kaynaşma.’

 

‘Algının gerçekte daha da keskin olduğuna inanıyorum.’

 

‘Aslında, bahsetmekte olduğumuz tüm deneyimi bilincin bir yükselme durumu olarak tanımlayabiliriz. Bilinçdışı, bilincin derindeki boyutudur; bu çeşit bir kutupsal çatışma içinde bilince yükselince sonuçta, bilinç yoğunlaşmaktadır.’

  

‘Bilinçdışı hamle, yoğun bilinçli emekle, gevşemenin değişimlerini gereksiniyor ve benim durumumda olduğu gibi, bilinçdışı kavrayış sık sık geçiş anında oluşuyor.’

 

‘Albert Einstein bir keresinde Princeton’daki bir arkadaşına “Neden en iyi fikirler aklıma sabahları tıraş olurken geliyor!” diye sormuştu. Arkadaşı, benim de burada anlatmaya çalıştığım gibi, alışılmadık fikirlerin ortaya çıkması için sıklıkla zihnin -dalgınlıkta ya da gün-düşlerinde serbest kalması gereken iç kontrollerinin gevşemesi gerektiği yolunda yanıtlamıştı.’

 

‘Bilinçdışı çalışmanın olanaklılığı ve kesin bir meyve vermesi ancak, bilinçli bir çalışma ile birlikte sürdürülmesiyle söz konusudur. Bu ani esinler (aktarılan örnekler de bunu yeterince kanıtlar) hiçbir zaman, mutlak biçimde verimsiz görünen iradi çabalarla geçen, işe yarar hiçbir şeyin elde edilmediği, takip edilen yolun tümden sapıp yittiği günler yaşanmadan ortaya çıkmazlar. Bu çabalar öyleyse düşünüldüğü kadar kısır olmamışlardır; bilinçdışı düzeneği bu çabalar diri tutmuştur; onlarsız bu düzenek devinemez ve hiçbir şey üretmezdi.’

 

‘İdeal olarak gözünde canlandırdığını gerçekten yaratma şansı olduğuna inanmak, umut etmek ve devam edebilmek için, tüm mesleğine her gün yeni baştan, sanki sıfırdan başlar gibi başlaması gerektiğini hissetmeye zorunlu… ‘

 

‘Lord doğru bir biçimde kaygının, sanatçının resmetmeye çalıştığı ideal görü ile nesnel sonuçlar arasındaki çatlakla ilişkili olduğunu var sayar.’

 

‘Özde soyut olan şey, özünü değiştirmeden somutlanamaz.’

 

‘Kendimi benim için önemli olan bir şeyi yazmaya verdiğimde, yazmadan önce alışıldık yirmi dakikalık meditasyona girdiğimde, evrenimin engebelerinin ortadan kalktığını, fazlasıyla düzenli bir hale geldiğini görüyorum. Artık yazacak bir şeyim kalmıyor. Karşılaşmam yok olup gidiyor. “Problemlerim” çözülüyor. Hafiflik içinde bir mutluluk hissettiğim kesin; ama yazamıyorum.’

 

‘Sabahki yazma süresinden sonra meditasyonu otantik amacı için kullanabilirim – yani zihnin ve gövdenin derin bir gevşemesi için.’

 

‘Benim onları gördüğüm şekliyle yaratıcı insanlar, klasik Yunanlıların kullandığı terimi ödünç alacak olursam, “tanrısal delirme” ödülü uğruna, güvenceden yoksun kalma, duyarlık ve savunmazlık cinsinden yüksek bir bedeli ödeyerek, kaygıyla yaşayabiliyor olmalarıyla ayırt ediliyorlar.’

 

‘Bu gibi mabetlerin, ya da modern terapinin, bireyi daha edilgin hale getirmeye yöneldiği yaygın bir yanlış anlamadır. Bu, kötü te- rapi ve kehanetlerin yanlış yorumlanışı olabilir. Her ikisi de kesin kes tersini yapmalıdırlar; bireylerin kendi olanaklarını tanımaları, kendilerinin yeni yanlarını ve kişilik-içi ilişkileri aydınlatmaları için tek başvuracakları kaynak yine bireyin kendisi olmalıdır. Bu süreç insanlardaki yaratıcı kaynağı tıklatır. Onları içe, kendi yaratıcı pınarlarına döndürür.’

 

‘Ben “ insanın olanakları sınırsızdır.” Savının şevk kırıcı olduğunu ileri sürüyorum.’

 

‘Bu, birini kayığa oturttuktan sonra “Hadi bakalım, tek sınır gökyüzü!” diyerek İngiltere’ye doğru okyanusa itmeye benziyor. Oysa kayığın içindeki diğer kaçınılmaz sınırın okyanusun dibi olduğunun da pekâlâ farkındadır.’

‘Bu değinmelerle insan yaşamında sınırların sadece önlenemez değil, aynı zamanda değerli de oldukları varsayımının peşine düşüyorum. Tartışacağım olgu, yaratıcılığın kendisinin sınırlar gerektirdiği; çünkü yaratıcı edim insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkar.’

 

‘Bilinç, cennette yasak olarak konmuş bir sınıra karşı mücadele için doğmuştur.’

 

‘İnsan kişiliğine konan sınırlara karşı durmak, gerçekte genişleyici bir hal alır. Böylece sınırlama ve genişleme el ele gider.’

 

‘Alfred Adler, uygarlığın fiziksel sınırlanmalarımızdan ya da kendi deyişiyle, aşağı olmaktan doğduğunu ortaya attı.’

 

Herakleitos, ‘çelişki her şeyin hem kralı hem de babasıdır.’

 

‘Çelişki sınırları öngörür ve sınırlarla mücadele gerçekte yaratıcı üretimlerin kaynağıdır.’

 

Akılsız kişiler ‘kendisiyle çatışmanın kendi içinde bir uyuma vardığını anlamazlar.Armoni, yay ve lirinki gibi, karşıt bir gerilimi içerir.’

 

‘Hastaların büyük çoğunluğu kendilerini, ana babaları tarafından dayatılan aşırı ve katı sınırlamalarla engellenmiş ve boğulmuş gibi yaşıyorlar.’

 

‘İnsanlar, herhangi bir etkili biçimde bütünleneceklerse, bir yasaklar yığını altında yitmiş olan kişiliklerinin “yitik” yanlarını tekrar ele geçirmeliler.’

 

‘Gördüğünüz nesne hem sizin öznelliğinizin, hem de dış gerçekliğin bir ürünüdür. Biçim benim beynim (ki özneldir ve bendedir) ve benim dışımda olarak gördüğüm nesne (ki nesneldir) arasındaki diyalektik bir ilişkiden doğup gelmiştir. Immanuel Kant’ın üzerinde durduğu gibi, sadece biz dünyayı bilmekle kalmayız, dünya da aynı zamanda kendini bizim bilme yollarımıza uydurur.’