Mutlu Olmak İsteyen Adam

Bu hikayeyle insanların kendileri, başkaları ve dünya hakkında düşündüklerinin gerçeklik olmadığını ama gerçekliği kendi düşünceleri doğrultusunda nasıl kuracaklarını göstermek istedim.

                                                                                                                                  -Laurent Gounelle


 

 

‘İnsan kendinde bir şeyin olduğuna inanırsa, ister olumlu olsun ister olumsuz, bunu yansıtacak şekilde davranır. Sürekli onu başkalarına gösterir. Bu başlangıçta ruhun yarattığı bir şey olsa bile, önce başkaları için gerçek olur, sonra da kendi için.’


 

‘İnsanlara işitmeyi arzuladıkları şeyi söyleyerek onların gelişimine yardım edilemez.’

 


 

 

‘Demek ki, biz insanlar çevremizdekilerin etkisiyle ya da farkında olmadan yaşadıklarımızdan çıkardığımız sonuçlarla kendimize dair inançlar geliştiriyorduk.’

 


 

‘Unutmayın ki, inanılan şey gerçekliğimiz haline gelir.’

 


 

 

Gerçeklik hakkında, etrafımızdaki dünya hakkında inandığımız şey, bir filtre gibi, bizi özellikle inandığımız yöndeki ayrıntıları görmeye yönelten seçici bir gözlük gibi hareket eder…Bu da inançlarımızı güçlendirir. Çember tamamlanır.

 


 

 

‘Ama burada bitmez. İnançlarımız gerçekliği yorumlamamızı da sağlar.

 


 

 

‘Siz bir şeye inandığınızda, inancınız sizi birtakım davranışlar benimsemeye yöneltir, bunların da başkalarının davranışları üzerinde etkisi olacaktır, bu da yine sizin inancınızı güçlendirecektir.’

 


 

‘Bu yüzden, inanılan şeyin bilincine varmak, sonra da bunların yalnızca inanç olduğunu fark etmek ve sonuçta, onların bizim yaşamımız üzerindeki etkilerini keşfetmek mantıklıdır. Bu da, yaşadığımız birçok şeyi anlamamıza yardımcı olabilir…’

 


 

Bilgenin, mutlu olacağım ideal bir yaşam düşleme talebini tekrar düşündüm. Her şeyi gerçekten yapabilen birinin yerine geçebilmek ve yaşamımın neye benzeyeceğini görebilmek için zamana ihtiyacım vardı. Her gün  bu tür şeyler düşünmez insan. Kişisel olarak ben, gerçekten olmasını istediğim şeyi düşünmektense, yaşamında yolunda gitmeyen şeyleri saptamayı alışkanlık edinmiştim…

 


 

‘Yaşam bir piyango’

‘Yaşam bitmek bilmeyen bir yarıştır.’

’Yalnızca en hızlı koşanlar yırtar. Sürüklenenler, daldan dala konanlar ya da kendilerini zevke  verenler ölür. Daima ilerlemeli.’

 


 

 

Serseme dönmüştüm; hem bebek kaplumbağalar hem de duyduklarım beni serseme çevirmişti. Olağanüstüydü; yalnızca birkaç kelimeyle, herkes yaşama bakışını özetlemişti. Hollandalı yapbozunun son parçası yerine yerleşiyor, tanık olduğum sahnelerin bütününe anlam veriyordu. Claudia’nın kocasının dayattığı ev kadınlığı rolünü neden kabul ettiğini şimdi anlıyordum; piyangodan yalnız sayı çekmişti yalnızca. İnsan kaybetti mi kaybetmiştir, yapacak bir şey yok. Kumarda  ya da lotoda kaybedince gerekçe ileri süremezsin. Olan olmuştur, değiştirmek istemek bir işe yaramaz. Hans’a gelince, onun eylem takıntısını ve dingin anlara uyum sağlamayı becerememesini anlıyordum.

 


 

Kaplumbağaların da yaşama dair inançları var mı diye düşünüyordum. Yoksa, tam tersine, inanç yokluğu sonuçta onların kendileriyle uyum içinde yaşamasını mı sağlıyordu.

 


 

Mutlu bir yaşam düşünüzü gerçekleştirmeyi engelleyen her şeyi yazın.

 


 

 

‘Evet, çünkü yalan söylemek zaten başlı başına kötüdür. Kişinin kendi içinde biriken olumsuz bir enerji üretmesine benzer. Hakikati söylemeye çalışın: Göreceksiniz, özgürleştiricidir ve insan aniden kendini çok daha hafif hisseder.’

 


 

‘Bir şeyi yapmaya yeteneğimiz olmadığına nasıl inandığımızı biliyor musunuz?’

 ‘Herhangi bir yerde, çoğu zaman bilinçli olarak ifade edilmemiş ve cevabı olmayan bir sorun var olduğunda.’

 


 

 

Bu projenin gün ışığına çıkması için nasıl davranmayı düşünüyorsunuz?

‘Bilmiyorum.’

‘Görüyor musunuz, bu soruya cevap veremediğiniz sürece, hayalinizi gerçekleştiremeyeceğiniz duygusu içinde olursunuz.’

….

‘Doğru, duygularım var, ama kesin eylem planım yok. Sonucu hayal ettiğimde olumlu, eyleme geçirmeyi düşündüğümde olumsuz duygular…’

 

‘İşte. Gerçekleştirmek için yapmamız gereken her şeyi özellikle listeleyerek, sonra her bir görev için yapabileceklerinizi ve henüz yapamayacaklarımızı not ederek bu projeyi erişilmez olmaktan çıkarırsınız. Ardından, sizde olmayan yetenekleri nasıl edineceğinizi bulmak yeter.’

 


 

 

‘Korkunuz bir talebin reddi ile bir kişinin reddi arasındaki bulanıklıktan, karmaşadan kaynaklanıyor. Sizden gelecek bir talebin reddedilmesi sizin sevilmemenizden ya da size saygı duyulmamasından değildir.’

 

 


 

 

‘Korkularımızın çoğunu zihnimiz yaratır. Muhtemelen bunu anlamıyorsunuz, ama başkalarından bir şey talep etmek için onlara yönelmeyi bilmek çok önemlidir. Yaşamlarında başarı gösteren insanların çoğu bu yeteneğe sahiptir.’

 

‘Bende de belki sahip olmadığım yetenekleri telafi eden başka yetenekler vardır…’

 

‘Kesinlikle bunu   elde etmeniz gerekir. Başkalarına yönelmeyi ve bir destek, bir dayanak, yardım, öğüt, temas talep etmeyi bilmedikçe hayatta pek bir şey yapılamaz. Birazdan, gitmeden önce, sizi bu noktada geliştirecek bir görev vereceğim.’

 


‘Tercih yapılması, dolayısıyla gönülden bağlı olunan şeye doğru gitmek için vazgeçilmesi gereken durumlar vardır.’ Dedi, dünyanın en basit şeyinden söz eder gibi.

 

‘Eğer hiçbir şeyden vazgeçmezseniz, seçmekten kaçınırsınız. Seçmekten kaçındığınızda, istediğiniz hayatı yaşamaktan kaçınmış olursunuz.

 


 

‘Kendini bütünüyle gerçekleştirebilmek için kendi yolunu izlemek, kimi zaman bir dağa tırmanmak gibidir: Tırmanmadığın sürece, bunun gerektirdiği çabaların, yolun sonunda hissedeceğin tatmini arttırdığını bilemezsin. Çabalar ne kadar uzun süre içimize kazınmış kalır.’

 


 

‘Sizi tercihi, çabayı ve fedakarlığı kabul etmeye yöneltecek yolu bulmam gerek.’ Dedi kendiyle konuşur gibi.

 


 

 

‘Reddedilmekten korkan insanlar,’ diye devam etti sözüne, ‘başkaları tarafından reddedilmenin nadir bir durum olduğunu anlamaktan çok uzaktırlar. Hatta reddedilmek neredeyse imkansızdır. İnsanlar genelde size yardım etmeye, sizi hayal kırıklığına uğratmamaya, sizin onlardan beklediğiniz yönde davranmaya eğilimindedirler. Artık bildiğiniz inanç mekanizmasına göre, özellikle reddedilmekten çekindiğinizde reddedilirsiniz.

‘Doğru.’

‘İhtiyaç duyulan şeyi istemek başkalarına yönelmeyi öğrendiğimizde, bütün bir evren açılır önümüzde. Hayat, başkalarına açılmaktır, kendi içimize kapanmak değil. Başkalarıyla bağ kurmayı sağlayan her şey olumludur.’

 


 

‘Siz başkalarının görüşlerinden sorumlu olamazsınız.’

 


 

‘Başkalarıyla ilgili her şeyler hakkında genelleme yapmaya son verildiğinde ve herkes, aslında kendisini aşan bir bütünün, insanlığın ve hatta daha ötesinde evrenin parçası olsa bile birey olarak ele alındığında, yaşamın içine doğru büyük bir adım atılmış olur.’

 


 

‘Cesaretinizi kıracağını hissettiğiniz kişilerden ne pahasına olursa olsun uzak durmalısınız. Onlara projelerinizi asla açmayın.’

 


 

 

‘Bunun için, sizi ilgilendiren alanda yalnızca işin erbabı olanlarla konuşun. Fakat yalnızca kendi psikolojik ihtiyaçlarına cevap vermek için sizin cesaretinizi kırmaya çalışacak kişilere içinizi açmamalısınız. Örneğin siz kötü olduğunuzda kendini iyi hisseden ve iyi olmamanız için elinden geleni yapan insanlar vardır! Düşlerinizi gerçekleştirdiğinizi görmekten nefret edenler vardır, çünkü bu onlara kendi düşlerini gerçekleştirmeye devam edemeyişini hatırlatır. Sizin güçlüklerinizin kendilerine değer kattığını düşünenler de vardır, çünkü bu onlara size yardım etme fırsatı verir. Bu nedenle, sizden gelen projeler onların ayağını kaydıracağından sizi caydırmak için ellerinden geleni yaparlar. Onlara öfkelenmeniz bir işe yaramaz, çünkü bunu farkında olmadan yaparlar. Ama planlarınız hakkında onlara bel bağlamamak tercih edilmeli. İnsanın kendine güvenini kaybettirir onlar. Hatırlarsanız, yürümeyi öğrenen ve tekrarlanan yenilgilerine rağmen asla cesaretini yitirmeyen bebekten söz etmiştik dün.’

 


 

‘Size başarma gücü ve dağları yerinden oynatma enerjisi verecektir. İnsan kendi projesinde yalnız değilse on beş kez daha güçlüdür. Fakat sözlerimi iyi anlayın: Bu kişinin size yardım etmesi ya da öğütler vermesi şart değildir. Hayır, her şeyden önce önem taşıyan şey, onun size inanmasıdır. Zaten, başlangıçta böyle bir destekten yararlanmış ünlü sayısını bilseniz şaşırırsınız.’

 


 

 

‘Bu durumda, daha uzak birini düşünün. Yaşlı bir akrabanızı ya da bir çocukluk arkadaşınızı. Sık görmüyor olsanız bile. Eğer gerçekten bulamazsanız, sağlığında sizi sevmiş, yitirdiğiniz birini de düşünebilirsiniz. Onu düşünün ve kendinize, ‘O bulunduğu yerden eğer benim bu projeye giriştiğimi görürse bana inanır,’ deyin. Kuşkuya düştüğünüzde onu düşünün ve onun size cesaret verdiğini görün, çünkü sizin başaracağınızı bilir o.’

 


 

‘Kimileri kötüdür,  çünkü kendilerini sevmezler. Kimileri ise güç insanlardır, çünkü çok açı çekmiş ve bu acıyı herkese ödetmek isterler. İnsanlarca aldatıldığından, hoş olmayan bir tutum takınıp kendilerini koruyacaklarını sananlar vardır. Bazıları, başkaları tarafından öyle hayal kırıklığına uğratılmışlardır ki, ancak onlardan bir şey beklemediklerinde gelecekti hayal kırıklıklarından kurtulacaklarını düşünerek kalplerini kapamışlardır. Diğerleri bencildir, çünkü herkesin bencil olduğuna inanırlar ve ancak onlardan daha bencil olurlarsa daha bencil olacaklarına inanırlar. Bütün  bu insanların ortak noktası şudur ki, eğer onları severseniz şaşırtırsınız, çünkü bunu beklemezler. Zaten bu onlara öyle anormal gelecektir ki, çoğu başlangıçta bu sevgiye inanmayı reddedecektir. Ama eğer siz ısrarcı olursanız ve örneğin karşılıksız davranışlarla bunu onlara kanıtlarsanız, bu onların dünya bakışını, ilaveten de sizinle ilişkilerini alt üst eder.’

 


 

Bir kişiyi sevebilmek için onu yapıp ettiklerinden ayrı tutun. Kendi kendinize deyin ki, onun iğrenç davranışına rağmen, onun içinde bir yerde, belki çok diplerde, hatta kendisi de bilmeden, iyi bir şey vardır. Bu şeyi algılayabilir ve onu severseniz, bu kişiyi içindeki o küçük şeyle temasa geçmeye yöneltirsiniz.

Biliyorsunuz başkalarında değişim elde etmenin en iyi yolu sevgidir. Eğer birine yaptığı şeyi eleştirmeye yönelirseniz, onu kendi tutumuna sarılmaya ve sizin argümanlarınızı dinlememeye itersiniz. Kendini reddedilmiş hissettiğinden, sizin fikirlerinizi de reddedecektir. Eğer, tersine, yaptığı ya da söylediği korkunç olsa bile, onun özünde iyi biri olduğuna ve bunu yaparken olumlu bir niyeti olduğuna inanarak ona yönelirseniz, onu gevşemeye ve söylemek istediğiniz şeye açık olmaya yöneltirsiniz. Ona değişim şansı sunmanın tek yolu budur.’

 


 

 

‘Anlattığınız uç bir örnek, ama insanların kendileri nasıl görünüyorsa öyle davranma, algıladıkları şeyle özdeşleşme eğiliminde oldukları doğrudur. Her birimizin meziyetlerinin ve kusurlarının olduğunu anlamamız gerekir; üzerine  dikkatimizi verdiğimiz şey genişler ve büyür. Eğer projektörleri bir kişinin meziyetine çevirirseniz, bunlar önemsiz bile olsa, giderek büyür, üstün olana dek gelişirler. Size, sizin niteliklerinize ve kapasitenize inanan insanların çevrenizle olması bu yüzden önemlidir.’

 


 

 

Beklenti, neticeden daha neşe vericiydi.

 

‘Anne babaların çocuklarına söylediği en büyük yalan Noel Baba’nın varlığı değil, onun hediyelerinin onları mutlu kılacağına dair üstü kapalı vaatleridir.’

 


 

‘Aslında insanları mutsuz kılan şey bu inancın kendisidir, çünkü insanları sonsuz bir yarışa sürükler: Bir nesne, bir araba, bir giysi ya da herhangi bir şey istenir ve bu nesneye sahip olmanın bizi tatmin edeceği sanılır. Ona göz dikilir, istenir. Sonuçta, eğer edinilirse, çabucak unutulur ve bir başkasına göz dikilir, bu kez o elde edildiğinde bizi tatmin edeceği kesindir. Bu arayışın sonu yoktur. İnsanlar bilmez ki, Ferrari kullanıyor, Hollywood’vari bir evde oturuyor ve özel jetle yolculuk ediliyorsa, bu kez de henüz sahip olmadıkları yatın onları mutlu edeceğine inandıklarını. Ferrari’ye binmeyi hayal bile edemeyenler bu durumdan rahatsız olur elbet ve şu anki durumlarından biraz daha zengin olmanın kendilerine yeteceğini düşünürler. Onlar bir Hollywood dairesi istemezler, hayır, sadece biraz daha büyük bir ev isterler ve bunun onlara yeteceğine, sonra hiçbir şey istemeyeceklerine emindirler. İşte bu noktada yanılırlar: Özlem duyulan maddi düzey ne olursa olsun, ona erişildiğinde daha fazlası istenir. Bu gerçekten de sonsuz bir yarıştır.

 


 

 

‘Bunu anlamak için öncelikle iki unsurun önemini kavramak gerek: Para nasıl kazanılıyor ve nasıl harcanıyor? Para eğer en iyi yanlarımızı vererek yeteneklerimizi uygulamaktan kaynaklanıyorsa sağlıklıdır. Bu durumda onu kazanana gerçek bir tatmin sağlar. Ama eğer başkalarını, örneğin müşterileri ya da iş ortaklarını suistimal ederek kazanılmışsa, bu durumda, sembolik olarak, negatif enerji denebilecek şeyi yaratır. Şamanlar buna ‘Huşa’ derler. Bu Huşa tüm dünyayı aşağı doğru çeker, ruhları kirletir ve sonuçta soyulanı da soyguncuyu da mutsuz eder. Soyguncu bir şey kazanmış gibi hissedebilir kendini, ama onun içinde biriktirdiği şey, daha fazla mutlu olmasını engelleyecek bu Huşa’dır. İnsan yaşlandıkça bu yüzünden okunur, üstelik biriken servet ne olursa olsun, bu böyledir… Oysa ki,  kendindeki en iyi şeyi vererek ve başkalarına saygı göstererek para kazanan kişinin kendisi de serpilip gelişerek zenginleşir.

 


 

 

 ‘Evet, eğer kazanılan para başkalarının hizmetlerine başvurarak, onlara yeteneklerini, meziyetlerini ifade etme imkanı vermek için kullanılırsa, bu durumda para pozitif bir enerji üretir. Tersine, maddi mal biriktirmekle yetinilirse, o zaman yaşam anlamını yitirir. İnsan yavaş yavaş kurur. Çevrenize bakın: Yaşamlarını hiçbir şey vermeden biriktirmekle geçiren kişilerin başkalarıyla bağı yoktur. Gerçek insani ilişkileri yoktur. Bir insanla içten ilgilenmeye, onu sevmeye muktedir değillerdir. Ve inanın bana, bu noktaya gelindiğinde, artık mutlu olunmaz!’

 

‘Yaşamda kendinize koyduğunuz sınırlardan söz ediyoruz. Para, sizin potansiyelinizin bir metaforudur yalnızca.’

 


 

 

‘Onun içinde gömülüp kalmaktan kaçınmak ve hayatta başarılı olmak için başka bir şeye doğru ilerlemeyi bilmek gerekir.’

 

‘Başarılı bir hayat, kişinin arzularına uygun sürdürdüğü, daima kendi değerleriyle uyum içinde hareket ettiği, yaptığı şeye elinden gelenin en iyisini kattığı, olduğu haliyle uyum içinde yaşadığı  bir hayattır. Ve mümkünse, kendimizi aşma fırsatını elde ettiğimiz, kendimizden başka bir şeye kendimizi adadığımız ve insanlığa çok mütevazıda olsa, küçücük bir şey de olsa bir şey kattığımız bir hayattır.’

 


 

‘Ne hissettiğine bakarak: Eğer yaptığınız şey kendi değerlerinize uymuyorsa, belli bir rahatsızlık hissedersiniz, hafif bir huzursuzluk, bir suçluluk duygusu, bu, eylemlerinizin sizin için önem taşıyan şeyle çelişip çelişmediğini kendinize sormaya yöneltmesi gereken bir işarettir. Bir günün sonunda yaptıklarınızdan gurur duyup duymadığınızı, bunlar önemsiz işler bile olsa, kendinize sorabilirsiniz. Bu çok önemlidir: Değerlerimizi ihlal eden eylemler gerçekleştirdiğimizde insan olarak gelişim gösteremeyiz, basitçe sağlıklı bile kalamayız.’

 


 

‘Evet, mutluluğun anahtarlarından biri de bu. Biliyorsunuz, insan kendini akışa bırakmaktan hoşlanır, ama kendine hedefler koyduğunda serpilip gelişir. Gerçekten de, yeteneklerimizi uygulamaya koymayı başarmak için yatıklarımız üzerinde yoğunlaşarak ver her seferinde yeni meydan okumalara karşı koyarak kendimizi mutlu hissederiz.

 


 

 

‘Korkmamıza da gerek yok: Şunu anlayacaksınız ki; sizinle uyum içinde olan, sizin değerlerinize saygı gösteren ve yeteneklerinizi ifade eden davranışları seçmek için kendinize yetki tanıdığınızda, başkaları için de çok değerli olursunuz. O zaman kapıları kendiliğinden açılır. Her şey daha kolay olur ve ilerlemek için mücadele için mücadele etmeye gerek kalmaz.’

 


 

 

Şimdiye kadar belli bir hoşgörüsüzlükle reddetme alışkanlığında olduğum davranışları, şu an kavrayabiliyor olduğuma şaşırıyordum. Bu yeni kavrayış ve duygudaşlık, insanları daha fazla gözlemleme ve dinlenme, onların tutumlarının kökeninde yatabilecek inançları keşfetme arzusu veriyordu bana.

 


 

Kumda anne babalar çocukları için plaj oyunları düzenliyorlardı. Bir an onlara baktığımda, çocuklarını birbirleriyle rekabete ittiklerini görmek beni şaşırttı. Yaptıkları işi başarmaları yetmiyordu, küçük arkadaşlarını yenmeleri, onlardan daha iyi olmaları gerekiyordu. Bu anne babalar neye inanıyor olabilirdi?  Yalnızca başkalarını geçince insanın değerli olduğuna mı? Bir sonucun ancak yanındakinin sonucundan iyi olduğunda değerli olduğuna mı? Bense tek değerli rekabetin kişinin kendisiyle  girdiği rekabet olduğunu hissediyordum. Başkasını geride bırakmaktansa kendini aşmak. Bilge bana bir inancın yargılanamayacağını, yalnızca sonuçlarıyla ilgilenilebileceğini söylemişti. Böyle bir durumda sonuçlar ne olabilirdi?  Bir teşvik mi? Kesinlikle. Gelişme göstermeye teşvik. Ama başkalarıyla olan ilişkiler üzerindeki etkileri nelerdir? Karşılaştırma yapmayı alışkanlık edinen biri dostluk, aşk yaşayabilir mi? İnsanların yanındayken ne hisseder? Üstünlük duygusu ile aşağılık duygusu arasında mı gidip gelir? İlgisizlik ve saygı arasında mı? Yoksa acıma ile kıskançlık arasında mı?

 


 

 

Güçlükleri geçilmesi gereken sınavlar olarak, gelişme göstermem için, öğrenmem gerekeni öğrenmem için yaşamın bana sunduğu armağanlar olarak kabul edeceğim. Olayların kurbanı değil, kuralları adım adım keşfedilen, sonucu bir parça gizemi her daim koruyacak bir oyunun oyuncusu olacağım.

 


 

 

Bu mesajı elinize aldığınızda hissedeceğiniz hayal kırıklığı, şaşkınlık, hatta belki de öfke, varlığınızın yeni bir boyutuna geçişinize eşlik etmektedir. Gelişimine devam etmek için bana ihtiyaç duymayan bir varlıktır bu.

Bugün gelme kararı alarak, sizin için önemli bir öğrenimi tamamladınız. Sizde fazlasıyla eksik olan bir kapasiteyi geliştirdiniz: Size pahalıya mal olan bir tercihte bulunma ve dolayısıyla bir şeyden vazgeçme, başka deyişle, yolunuzda ilerlemek için fedakarlıkta bulunma kapasitesi. Bunu artık edindiğinize göre, gelişiminizin önündeki son engel paramparça olmuş oldu. Artık ömrümüz boyunca size eşlik edecek bir güce sahipsiniz. Mutluluğa götüren yol, kimi zaman kolaylıktan vazgeçerek içinin en derinindeki iradenin gerektirdiğini takip etmeyi ister.

İyi yolculuklar,

Samtyang