UZAKTAN ÇALIŞAN ETKİLİ İNSANLARIN 9 ALIŞKANLIĞI

Okuma süresi: 5dk 30sn

 

UZAKTAN ÇALIŞAN ETKİLİ İNSANLARIN 9 ALIŞKANLIĞI

İşleriniz istediğiniz verimlilikte gitmiyorsa hangi alışkanlıkları edinmeniz gerekecek acaba? Yeni normaller hangi tutum ve davranışı bekliyor?

İş dünyası olarak uzaktan çalışma şartlarını oluşturmaya çalışırken birden bire kendimizi içinde bulduk. Bu yeni şartların şokunu atacak kadar da zamanımız oldu. Nerdeyse bir aya ulaştık. Ani değişimler başta zor gelmesine rağmen bir yandan da aciliyet hissi ile çok şeyi hızlandırır. Uzaktan çalışma mecburiyeti modellerin gelişini de hızlandırdı işte.

Bu dönemde halen çalışmakta olduğum bir çok yöneticinin zorlandıkları konular çok benzer. Ama farklı olan ne biliyor musunuz? Şartlara gösterdikleri tepkiler. Anladığım şu ki, her değişimde olduğu gibi bu değişimi de doğru okuyanlar ve uyum sağlayanlar hayatta kalacak. Doğal seleksiyon gene devrede. Literatürü taradığım, gözlemlediğim ve deneyimlerimle birleştirdiğimde, yeni normallerle başa çıkabilenlerin alışkanlıklarını sıralamak mümkün.

Verimli çalışabilmek için siz de kendinizi ve ekibinizi değerlendirmek istediğinizde nokta atışı bakalım hangi çözümler bulacaksınız?

Sistemden ve gözönünden uzakta olunca iş başa düşüyor. İş başa düşünce, ilk gereken  ÖZLİDERLİK oluyor.  Kendisi için ana hedefler koyabilenlerden bahsediyorum. Size başkası tarafından hedefler verilmediğinde nasıl birisiniz? Verildiyse bunu kendi oyun alanınıza nasıl indirdiniz?Verilmedi ise nasıl bir hedef koydunuz? Olduki yöneticiniz dağıldı, iletişiminiz zayıfladı, istediğiniz bilgi akışı yok. Ne yapıyorsunuz? Liderliğinize nasıl sahip çıkıyorsunuz? Savrulup, atalete mi kapılıyorsunuz yoksa kendinizi ileri götürecek amaç, hedef yaratabiliyor musunuz? Ve bu hedefler Akıllı hedefler mi? İçinde bulunduğunuz bağlamın bugününü ve yarınını ziyadesiyle okuyabiliyor musunuz?

Bir diğeri ÖZGÜVEN. Bu oluşturduğunuz veya aldığınız hedefe ulaşabileceğinize dair inancınız ne kadar  güçlü? Hangi güçlü yanlarınızı daha fazla kullanacaksınız? Kolaylıkla kullandığınız hangi becerileriniz var?  Bu yeni normallerde hangi sağduyu, bilgelik ve olgunlukla ayakta kalabileceğinizi düşünüyorsunuz? Yeni beceriler gerekecekse bunları edinebileceğinize olan inancınız ne?

Bu konuyu da aştıysak sırada ODAKLANMAvar. Konsantre olabilecek ortam yaratmak önemli. Dikkatinizi dağıtan unsurlar neler? Bilgisayar ekranınızda, arkada sürekli görünen yeni mesajlarınıza gidiyor aklınız? Heran değil de, onbeş dakikada bir bakıp mesajlara hem geri kalmadan hem odaklanmayı başarabiliyor muyuz? Ya da arada kalkıp, buzdolabına gidip gelirken gözümüze ilişen şeylere mi takılıyoruz. Eminim hepimiz bir dönem, şoku atlatana kadar whatsapp gruplarının içinde kaybolduğumuz bir dönemi yaşamışızdır. Kesir gibi. Bölen büyüdükçe değer düşüyor. Bölenleriniz ne kadar fazla?

Bunu da başardıysak sırada ÖZDÜZENLEMEvar. Özdüzenleme, ana amaç veya hedefi akılcı plana dönüştürme ve doğru önceliklendirme yapabilme, planların diğer paydaşlar ile ilişkisini kurabilme,  planlarını aksatacak olası olguları öngörebilme, bu olası olguları önceden engelleyecek proaktif düzenlemeleri yapabilme anlamına geliyor. Yani A,B,C planları yapabilme, birlikte iş yaptığımız kişileri de bu plana katkıda bulunacak şekilde düzenleme, geri bildirim verme, bu sayede anlaşmaları revize etme inisiyatifini kullanıyor muyuz? Böylece sınırlı sandığımız etki alanımızı daha da büyütme fırsatını yakabiliyor muyuz?

Peki hedef, inanç, odaklanma ve düzenlemeyi yaptık. Yeterli mi? Harekete geçemedikten sonra neye yarar. Gereken şey ÖZMOTİVASYON tabiki.  Motivasyonun kökeni Latince’de hareket kelimesinden gelmektedir. Kendi kendini harekete geçirebilmek enerji ister. İşinizi yaparken anlam bulabilmenin, büyük resimde neye hizmet ettiğinizi belirlemenin, umutla bakmanın, olumlu sonuçlara odaklanmanın ve yavaşlatan düşünme hatalarını farkedebilmenin neresindesiniz? Yoksa neden olmayacağına dair sebep üretmekte kimse sizinle yarışamaz mı?  Aaa, ayrıca başkalarından takdir almaya endeksli bir hareket ihtiyacımız varsa üzgünüm. Uzaktan bu çok sık olmuyor. Neyin sizi daha fazlasını yaratmaya teşvik ettiğini sorsam, ilk üçe ne girer?

Harekete geçtiysek, hareket halinde ve karar verdiğimiz hedefe giden yolda bizi tutan ne olabilir? ÖZDİSİPLİN.  Planlarınıza sadık kalabilmek, planlarınızdan uzaklaştıran unsurları engelleyebilmek, erteleme davranışından kaçınabilmek ve aldığınız kararlara sadık kalabilmek konusunda kendinize kaç puan verirdiniz?  Atalet o kadar cazip olabilirki bazen. Karşı çıkılamaz tekliflere mağlup olabilir misiniz? Verimli olduğunuza inandığınız rutinleriniz var mı? Yoksa hala pijamanız ile mi okuyorsunuz bu yazıyı? Bedeninizin ve zihnininizin zindeliği bunun için çok önemli. Beslenme alışkanlıklarımızdan, uyku saatlerine kadar bakacağımız unsurlarla en iyi işlediğimiz koşulları keşfettik mi? Günün hangi saatlerinde neleri daha iyi yapıyorum? Ne zaman ne yer ne içersem zindeliğim artıyor veya düşüyor? Etrafımda hayır demekte zorlandığım konular, kişiler kimler? Acaba etrafımdaki kişilerin taleplerini de kendi planlarıma göre evirebiliyor muyum? Bunları yaparken esneklik de elbette işin diğer denge taşı. Gerektiği yerde esneyebilmek önemli. Ama çok esnersek ipin kopabileceğini de düşünmek gerek. O zaman dengenin ölçüsü ne? En başta koyduğumuz ana hedef var ya. O ne kadar gözden kayboluyorsa o kadar yana yatmış demek teknemiz.  Gözümüzü hedeften ayırmadan esnemek iyi bir ölçü olabilir.

Bunu anlayabilmek için ise düzenli olarak yapılması gereken bir alışkanlık daha geliyor o zaman.   ÖZDEĞERLENDİRME. Kendi çıktılarımızı beklentimizle karşılaştırmaktan bahsediyorum. Objektif kriterleri belirleyebilmek, bu  kriterler konusunda çevremizden geribildirim isteyebilmek, ara çok açılmadan aksiyon alabilmek çevikliğe hizmet edecektir.  Bir ada olmadığımıza ve çevremizde bir çok kişiyi de etkilediğimize göre bütün paydaşları dinlemek, onlardan bilgi almak, çoklu bakış açıları ile sentez yapmak kendimizi doğru yerde görmemize yarayacaktır. Ne çok fazla ne çok az.

Bunu yaparken düşmememiz gereken bir tuzak var. Özellikle kendinden fazla beklentisi olanlarımız için söylüyorum. Eksiklerin ve hataların yükünü taşımaya tek başına gönüllü olmamak. Yani ÖZŞEFKAT. Özellikle eleştrisel bir ortamda büyümüş isek, iç sesimizin alışkanlığı hemen kendimizi suçlamak yönünde oluyor. Böyle iseniz söylediklerim çok tanıdık gelecek. Bir hata olduğunda veya işler yolunda gitmediğinde “Neden öyle yaptım ki? Üfff gene hata yaptım. Ben de hata. Bile bile .. Akıllanmayacağım. “ Ya da “Keşke öyle demeseydim?” ya da “Neyi atladım acaba?” ya da  “Evdeyim, çocuğumla ilgilenmek yerine habire çalışıyorum. “ Çocuğunuzla ilgilenmeye başladığınızda da “İşi bitiremedim. Şimdi üç mesaja daha cevap versem iyi olacaktı. Aklım orda kaldı.“  Kristin Neff, bu konuyu derinleştiren bir araştırmacı ve yazar. Önerdiği uygulamalardan biri meditasyon.  Özşefkat hakkında şimdilik kulağınıza biraz su kaçırmak istiyorum. Çünkü çok derin bir konu ve onu ayrıca ilginize sunacağım önümüzdeki günlerde.

Buradan en son paylaşacağım alışkanlık olan ÖZYANSITMA’ya geleceğim. Kendi düşünce,  duygu ve davranışlarımızın farkında olmaya. Bunun araçlarından biri Mindfullness olarak literatüre giren, dilimize derin farkındalık olarak çevrilen uygulamaların işe yaramasının sebepleri aslında şunlar. Günde bir kaç kez 3-4 dakikalık sessizlik anları zihnimizi beta dalgalarından alfanın daha yavaş frekansına indirerek sakinleştiriyor. Bunun bilimsel kanıtları var. İkincisi düşüncelerimize dışarıdan bakabilmek onları yönetmemizi sağlıyor. Yazmak buna en çok hizmet eden metotlardan bir diğeri. Üçüncüsü ise kendimiz için düzenli ayırdığımız zamanlar hala kendi kontrolümüzün bizde olduğu hissini yarattığı için savrulmayı engelliyor. Anda kalmak ise tüm benliğimizle ve duygularımızla var olmayı sağlıyor.  Dördüncü ise düzenli nefes alışverişin parasempatik sinir sistemini çalıştırdığı için bedenimize olan çok yönlü faydaları olduğu.

Özetle…… ÖZümüz bir pınar. Güzel haber ise ona ulaşmak ise aslında çok kolay. Özümüzle temasımız arttıkça dışarıya olan bağımlılıklarımız azalıyor. Özgürleşiyoruz. Özgürleştikçe hafifliyoruz. Hafifledikçe daha kolay hareket ediyoruz. Hareket ettikçe olasılıklarımız artıyor. Olasılıklar seçenekleri getiriyor. Seçeneklerimizi farkettikçe yaratıcılığımız artıyor. Çözümler zenginleştikçe yükümüz azalıyor ve hafifliyoruz. Hafifledikçe daha da kolay hereket ediyoruz derken, pozitif kartopu büyüyor.  Ve her değişimi istekle ve kolaylıkla kucaklıyoruz. Akışta kalmak mümkün oluyor.

Yazımızın başında bahsettiğimiz doğal seleksiyona dönersek, işte bu kartopunu kucaklayanlar ayakta kalabilecek gibi görünüyor.

Sevgiyle kalın