SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR

SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR

Marilee, düşüncelerimizi, dolayısıyla davranışlarımızı ve bunun sonucu olarak da aldığımız sonuçları değiştirmek ve yönlendirmek için soruların gücünü nasıl kullanabileceğimizi gösteriyor. Bu, en güçlü soruları kullanarak geleceğimizi bilinçli bir şekilde hazırlayabileceğimiz anlamına geliyor. Etkili koçluk bu demektir. Büyük liderlerin yaptığı şey de budur; bize yepyeni gelecek vizyonları sunarlar. Marilee hem koçların hem de liderlerin görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmelerine yardımcı olmak için soru teknikleri öneriyor.

 

Araba yarışçılarına “duvara değil, yola odaklanmaları” öğretilir. Bu kitabı okurken, “Düşleyebileceğim en harika olumlu olasılıklar nelerdir?” gibi daha iyi bir geleceğe yönlendiren sorular sorarak, en yüksek potansiyelinizi temsil eden yola odaklanın.

 

Başkalarının yeni bilgiler getirmesine nasıl imkân tanıyabilirsin ki? Genel inanış bunun tam tersidir  -yüzde 80 konuşmanın ve yüzde 20 soru sormanın doğru olduğuna inanılır. Richard, daha fazla soru sormak çok önemlidir; sadece teknik konularda değil, aynı zamanda insanlarla ilgili olarak da. İnsanların kendilerini işe daha fazla adaması ve birlikte daha etkili çalışması için neler yapabilirim? gibi sorular.

 

Dolayısıyla bu sorunun cevabını senin yerine veremem. Ancak, kendine sorabileceğin bazı sorular var: İnsanların sorularını ve önerilerini dinliyor muyum? İnsanlar onlara saygı duyduğumu hissediyor mu? İnsanları inisiyatif almaya, sorular sormaya ve kendi fikirleriyle katkıda bulunmaya teşvik ediyor muyum?

 

Soruların gücüyle düşünme

Kendi düşüncelerimizin kontrolünü elimizde tutabilme becerisi. SGD, mevcut düşüncelerimizi gözlemlemek ve değerlendirmek için yöntemler sunarken -kendimize sorduğumuz sorularla birlikte – daha iyi sonuçlar almak için yeni sorular tasarlamamıza da yardımcı olmaktadır.

 

Soruların Gücüyle Düşünme, kendi hayatımdaki önemli bir keşif anıyla başladı. Doktora tezi üzerinde çalışan, kararlı, genç bir öğrenciydim. Sadece acımasız bir içsel eleştirmenle değil, aynı zamanda beni sık sık gözyaşlarına boğan dışarıdan eleştirilerle de boğuşuyordum. Bir gün kendime çok güvendiğim bir çalışmayla ilgili danışmanımdan güzel övgüler beklerken, şöyle dediğini duydum: “Marilee, bu kesinlikle kabul edilemez.” O anda yeni bir şey oldu. Bende ne terslik olduğunu merak ederek gözyaşlarına boğulmak yerine, derin bir nefes aldım ve sakin, meraklı bir tavırla sadece şöyle sordum: “Pekâlâ. Bunu nasıl düzeltebilirim?” Bu basit değişiklik, beni kendimi güçsüz hissetmekten çıkarıp yapıcı eyleme yönelecek kadar özgüven bulmamı sağladı. Sonrasında şöyle düşündüm: Bu mucize gibi anlayış kendim ve başkaları için güvenilir bir yönteme dönüşebilir mi? Ve böylece başladım.

 

‘Gerçek değişim daima düşüncelerin değişmesiyle başlar.’

‘Her şeyi sorgulayın!’

Soruların Gücüyle Düşünme, kendimize ve başkalarına becerikli ve akıllıca sorular sorarak, düşünce, eylem ve sonuçları dönüştürmek için geliştirilmiş bir araçlar sistemidir.’

 

‘Sorular sonuçları belirler.’

 

Bana göre iyi bir liderin sadece tek bir sorumluluğu vardı: İşin yapılmasını sağlamak ve diğerlerinin görevlerini yerine getirdiğinden emin olmak.

“Bir lider olarak başka insanlarla iletişiminde,” dedi Joseph, “onların inisiyatif almasını, sorular sormasını ve kendin düşünemediğin bazı cevapları bulmalarını istersin. Başarıların sadece kendi çalışmalarına değil, birlikte çalıştığın insanların ortak çabasına dayanır.”

“Eğer çokbilmiş biri olarak görülüyorsan,” diye devam etti, “Başkalarına pek yer bırakmazsın. İşin teknik yönünde bir harikasın, Richard. Fakat şimdiki pozisyonun bundan çok daha fazlasını gerektiriyor. Cansız nesnelerle değil, insanlarla çalışıyorsun. İnsanlar söz konusu olduğunda, sorularla cevapların karışımında doğru kıvamı tutturmak belli bir sihir gerektirir: Daha fazla soru sormalı ve daha az konuşmalısın. En etkili iletişim genellikle daha çok soru sormakla ve daha az konuşmakla ilgilidir.

 

“Bir şeyleri değiştirmek için, nereden başladığını anlaman gerekir. Bunu ne kadar iyi gözlemleyebilirsen, istediğin değişimleri yaratmakta o kadar etkili olursun. Orada olanları ne kadar iyi görebilirsen – gözlemci kimlik bu noktada devreye girer – istediğin değişimi yaratmak için doğru becerileri ve stratejileri uygulama şansın o kadar artar.”

En önemlisi ve en öncelikli olanı şuydu: “Cevapların gücüyle ilgili kendi varsayımlarımı sorgulamalı mıyım?”

  

Sohbetimize devam ederken Joseph ofis duvarındaki bir resmi işaret etti.

“Ben buna Seçim Haritası diyorum,” diye açıkladı. “Hayatta seçtiğimiz iki temel yol üzerinde daha iyi gözlemciler olmamıza yardım ediyor; Öğrenenlerin Yolu ve Yargılayanların Yolu. İşler yolunda gitmediğinde, önünde duran şeyi analiz etmek ve istediğin yere ulaşabileceğin daha iyi bir yol bulmak için onu kullanabilirsin.

“Seçim Haritası’nın sol tarafındaki iki yolun arasındaki kavşağa dikkat et,” diye devam etti Joseph.

“O seni ve beni temsil ediyor; aslında her birimizi. Hayatlarımızın her anında, Öğrenenlerin Yolu’yla Yargılayanların Yolu arasında seçim yapmak zorunda kalırız. Daha küçük resimler, her yolda kendimize ne tür sorular sorduğumuzu ve seçimimize bağlı olarak neler olduğunu gösteriyor.

Öğrenenlerin Yolu’nun yanında “Seç, Yargılayanların Yolu’nun yanında “Tepki Ver” yazıyordu.

 

“Yargıç olduğu anlar vardır; Bu insan olmanın doğal bir parçasıdır. “

Seçim Haritası kendini ve başkalarını daha iyi gözlemlemene vardımcı olmak içindir. Amacı insanları etiketlemek veya kutulara yerleştirmek değildir. Hayatlarımızda daha etkili yollar takip etmemiz için güçlü bir araçtır. O iki yoldan birini takip ettiğimizde neler olduğunu gösterir. Mesajı son derece evrensel olduğu için bu resmi duvarıma çizdirdim. Ofisimi ziyaret eden hiç kimse Seçim Haritası’ndan kaçamaz.” Kollarını iki yana açtı. “Mesajını nasıl kaçırabilirler ki?”

“Hayatlarımızın neredeyse her anında, Öğrenenlerin Yolu ile Yargılayanların Yolu arasında bir seçim yaparız. “

“Farkında olalım ya da olmayalım, aslında anbean, anbean seçim yaparız. Gördüğün gibi, Öğrenenlerin Yolu seni Yargılayanların Yolu’ndan çok farklı bir yere götürür. Yargıç zihin yapısıyla sonunda kendimizi çamura saplanmış halde buluruz. Öğrenici zihin yapısıyla ise yeni imkan ve olasılıkları keşfederiz. “

 

“Ancak başımıza gelenler karşısında yaptıklarımız kesinlikle kendi seçimlerimize bağlıdır.”

 

“Bir Yargıç tarzı, bir de Öğrenici tarzı vardır. Gerçekten etkili ve hayatlarımızdan memnun olmanın sırrı, ikisi arasında ayrım yapabilme becerimizle başlar…”

 “Yani seçimler o noktada başlar,”

“Soruların değişirse, düşüncelerin değişir. Düşüncelerin değişirse, neredeyse diğer her şeyi değiştirebilirsin. Gözlemci kimliğine bürünürsün ve açık bir zihne kavuşursun. Sadece bir saniye için bile olsa, hayatının filmini izleyen bir gözlemciye dönüşürsün. O andaki ruh halini, düşüncelerini ve davranışlarını hiçbir yorum ya da yargı katmadan fark etmeyi öğrenirsin. Bu, değişim sürecini başlatır ve herhangi bir alternatif olduğunu düşünmeni engelleyecek ölçüde bir durumun içine gömülmenden çok farklıdır.”

  

“Bu gözlemci kapasitesi, bize büyük resmi görme fırsatı verir. O olmadan otomatik pilota geçersin ve amaçsızca tepki verirsin. Seçim Haritası  sadece tepki vermek ve kendimizi başımıza gelen olayların merhametine terk etmek yerine, bilinçli ve amaçlı secimler yapmamıza yardımcı olur. Bu amaçlı ve bilinçli seçimler, her an gerekli olan temel liderlik özellikleridir. ”

 

 “Büyük bir inşaat firmasının yöneticisiyle bir koçluk seansındaydım” diye başladı Josaph. “Yirmi dakika boyunca onun şikâyetlerini ve birlikte çalıştığı herkesi aşağılamasını dinledim. Ona göre dünya aptallarla doluydu. Bütün bu yargılayıcı dırdırlarından sıkılmaya başlamıştım. İçimden onu kapı dışarı etmek geliyordu. Anlatabiliyor muyum?”

  

” İkiniz de Yargılayanların Yolu’nda hızla ilerliyordunuz. Yargıç Tuzağı’na giden tek kişi olmadığımı duymak hoşuma gitmişti.

“Aynen öyle,” diye itiraf etti Joseph. “Zihnimden şöyle sorular geçiyordu: Bu adamı hak etmek için ne yaptım Kendini ne sanıyor, insanlığa gönderilmiş bir nimet mi?

“İkisi de Yargılayan sorular.”

“Doğru! Ne yaptığımı anladığımda, neredeyse yüksek sesle gülecektim. Bu adamı başkalarını yargıladığı için yargılıyordum. Ben de onun kadar Yargılayan durumundaydım!”

“Seçim Haritası’yla çalıştıkça, Yargıç moduna geçtiğinde kendini yakalamakta ustalaşmaya başlarsın. Önce pek de doğru olmayan bir şeyin varlığını hissedersin. Belki gerginsindir, üzgünsündür, öfkelisindir ya da tıkanıp kalmışsındır. Bu sana kendine önemli bir soruyu sorman gerektiğini işaret eder: Yargıç modunda mıyım? Cevap evetse, şunu sorarsın: Bulunmak istediğim pozisyon bu mu? Yargıç modunda kalırsam, bu adama yardım edemeyeceğimi biliyordum ki benim işim ona yardım etmekti.”

Yargılayan pozisyonundayken kimse bir başkasına yardım edemez. ”

” Gözlemci benlik , Yargıç modunda olduğumuzu anlamamızı ve düşüncelerimizi Yargıç’tan çıkarıp Öğrenci’ye geçirmemizi sağlar. Bunu yapmamıza yardımcı olan bir soru vardır ve ben buna Geçiş sorusu diyorum. O gün benim için işe yarayan soru buydu: Onun hakkında başka nasıl düşünebilirim?

“Bu Geçiş sorusu, bana şunu düşünme özgürlüğünü verdi: Bu adamın neye ihtiyacı var? Onu etiketleyip başımdan savmak yerine, bu Öğrenici sorusu sayesinde onu merak etmeye başladım. Seçim Haritası, kendini gözlemleme, daha fazla seçenek keşfetme ve baskı altında bile daha akıllıca seçim yapma sürecini basitleştirir.”

 

“İnsanlar çatıştığında yargıların hüküm sürmesi normaldir,” dedi Joseph. “İki taraf da Yargıç modunda olduğunda, her şey aniden durur. Ancak sana paha biçilmez bir tüyo vereyim: İki taraf da Yargıç modunda olduğunda, ilk uyanan avantajlıdır. O kişi Öğrenici moduna geçmeyi ve durumu iki taraf için de değiştirmeyi seçebilir.”

 

“Kendimize sorduğumuz sorularla, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, kendimizi ya Öğrenici ya da Yargıç moduna sokarız. Ve Öğrenici modunda hareket ettiğimizde, neredeyse yaptığımız her şeyde en büyük verimi alırız.”

“Ancak arada bir Yargılayanların Yolu’na girersen endişelenme. İnsan olduğumuz için hepimiz zaman zaman bunu yaparız. Asıl mesele, inat ederek o yolda kalıp kalmadığımızdır. Asıl sorunun kaynağı budur. Gözlemci kimliğin güçlendikçe ve daha güvenilir hale geldikçe, sorularını değiştirip Öğrenenlerin Yolu’na geri dönmek senin için o kadar kolaylaşır. O noktada her şey yine açılır ve aradığın sonuçlara doğru etkili bir şekilde yol alırsın.”

“Çok kolaymış gibi konuşuyorsun,” dedim.

“Ah, oysa sandığından çok daha kolay aslında,” dedi Joseph. “Bir kez tanımayı öğrendiğinde, Yargılayanların Yolu’nda olduğunu gösteren işaretler bir hayli açıktır. Beden dilin ve ruh halin sana gerçeği hemen söyler.”

“Daha sonra, Yargıç’la bağdaştırdığımız ruh halleri ve tutumlar hakkında konuştuk; tepeden bakmak, kibir üstünlük duygusu ve savunmacılık listenin en başındaki maddelerdir. Buna bir de başkalarını – ya da kendimizi – aşağılama, küçük görme alışkanlığını eklersen, gerçek bir kargaşa için mükemmel tarifi bulmuş olursun. Kendimize sorduğumuz sorular, bilinçli ya da bilinçsiz olsun, ya en  büyük düşmanımız ya da en iyi dostlarımız olur.  olumsuz bir ruh haline girdiğim her seferinde, Yargıç sorularının ve tutumunun da onu takip ettiğini farkettim. Bunu anladığımda sorularımı değiştirebiliyorum ve o  zaman her şey çok farklı bir sonuca yöneliyor: hem de bazen çok hızlı bir şekilde.”

“Yani beden dilimin bana zihnimin ne yaptığını işaret edebileceğini mi söylüyorsun? Kendime sorduğum soruların türünü bile belli edebilir mi?”

“Aslında, evet,” dedi Joseph. “Sen bir araştırmacısın. Bir deney yapalım. Sana iki farklı soru dizisi sunacağım. Yapman gereken tek şey, soruların seni nasıl etkilediğini fark etmek, Kaslarına, duruşuna, nefesine ve bedeninin farklı yerlerinde neler hissettiğine dikkat et.”

Yerinden kalkarak Seçim Haritası’na doğru yürüdü ve Yargıç Tuzağı’nın önünde durdu. “Kendine şu soruları sor:

 

Bu kimin hatası?

Benim neyim var?

 Neden bu kadar başarısızım?

 Neden herkes böylesine aptal ve sinir bozucu?

 Bu tartışmayı daha önce de yapmadık mı?

Neden zahmete giriyorum ki?”

Joseph bu soruları sıralarken, göğsümün gerildiğini ve sıkıştığını hissettim. Omuzlarım dikleşmişti. Huzursuz bir şekilde güldüm. “Sanırım ne demek istediğini anladım. Vücudumun çeşitli yerlerinin kesinlikle gerildiğini hissediyorum.”

“Bunun olacağını tahmin etmiştim. Bu deneyi yaptığım insanların neredeyse hepsi benzer tepkiler verdi. Bu soruların sana hissettirdiklerini tanımlayacak olsan hangi kelimeleri kullanırdın?”.

“Sanırım biraz huzursuz olduğumu söylerdim.”

“kendimi şu Yargıç Tuzağı’ndaki adam gibi hissediyorum; sıkışıp kalmış, aşağı çekiliyor ve boğuluyor”

 

 kitap111

 

 

“Atölve çalışmalarıma katılan insanlar çok çeşitli kelimeler kullanır: Umutsuz. Çaresiz. Karamsar. Negatif. Tükenmiş. Depresif. Sıkıntılı. Kurban. Kaybeden.”

 

“İşte, bir şey deneyelim. Şu anda kendi içinde olanları gözlemlemek için altmış saniyeni ayır. Var mısın?”

Meraklanarak nefes verdim, kendimi bir gözlemci gibi düşündüm ve Joseph’in ofisinde otururken kendimi izlediğimi hayal ettim. Duygularımın değişmeye başladığını fark ettim. Başlangıçta değişiklikler belli belirsizdi. “Ah! Tıpkı söylediğin gibi,” dedim. “O olumsuz duygulardan uzaklaşıyorum.”

“Pekâlâ. Şimdilik bu kadar Yargılayan yeter. Şimdi farklı türde sorularla bir deney yapmak ister misin?”

Hevesli bir şekilde başımla onayladım.

“O halde bir de Öğrenenlerin Yolu’na bakalım,” dedi Joséph, Seçim Haritası’nda farklı bir kısma geçerken.

Devam etmeden önce benden nefesimi normale döndürmemi ve dikkatimi odaklamamı istedi.

“Pekâlâ, güzel!” dedi Joseph. “Kendine şu soruları sorduğunu hayal et:

 

Neler oldu?

Ne istiyorum?

Bunun yararlı tarafı ne?

 Karşımdaki kişi ne düşünüyor, ne hissediyor ve ne istiyor?

Ne öğrenebilirim?

Seçeneklerim neler?

 Şu anda yapılacak en iyi şey ne?

 Mümkün olan ne?”

 

Neredeyse hemen sakin bir heyecan hissetmeye başladım. Nefes alıp verişim kolaylaştı.

“İkinci deneyimini tanımlamak için hangi kelimeleri kullanırdın?”

“Açık,” dedim. “Daha hafif. Neşeli. Meraklı. Enerjik. İyimser. Umutlu… belki de sorunlarımın çözümleri olabilir.”

“Güzel! Çok güzel,” diye yorumladı Joseph. “Bu duygular, Öğrenici zihin yapısını seçtiğini gösterir.”

 

“Yargıç zihin yapısıyla hareket ettiğinizde, gelecek sadece geçmişin bir geri dönüşümü olabilir.”

 

‘Yargıç ajandasında maliyet çok yüksek olabilir,’ dedi. ‘Gelecek sadece geçmişin bir geri dönüşümü olabilir. Oysa öğrenen zihin yapısında enerji açıktır. Güç akar. Kendin için gerçekten yeni bir gelecek yaratabilirsin.

“Herhangi bir yargıda bulunmak kötü bir şeymiş gibi konuşuyorsun,” diye araya girdim. “Fakat ben buna katılmıyorum. Yargılarım olmadan işimi asla yapamam… ve iyi bir yargı becerisine sahip olmakla gurur duyarım. Teknolojik seçimler yaparken, satın alma için bir tedarikçi seçerken veya belli bir işi yapabilecek en uygun kişiye verirken yargıda bulunman şarttır.”

“Kesinlikle öyle,” dedi Joseph. “Önemli bir noktaya değindin. İyi yargılarda bulunmak, doğru tercihler yapabilme becerisini geliştirmek esastır; özellikle de seninki gibi bir işte. Ancak ben yargıda bulunmaktan söz etmiyorum. Yargılayıcı olmaktan söz ediyorum. İkisi aynı şey değildir. Bu kelimelerin kulağa benzer gelmesi bile çok üzücü. Sözlüklerimden biri yargılayıcıyı ‘kendine veya başkalarına saldırmak’ olarak tanımlıyor. İyi yargı becerisine sahip olmaktan çok uzak bir şey bu.”

 

“Her tarafın sorunlarla doluyken insan Öğrenenlerin Yolu’nda nasıl kalabilirdi ki? ”

 

  “Hepimiz lyileşme Sürecindeki Yargıçlarız “

 

“Yargıç’tan asla tamamen kurtulamayız ama onu kontrol etmeyi öğrenebiliriz. Farkındalık, kararlılık ve cesaret -tabii bolca mizah duygusuyla birlikte-  kendimizi Öğrenici’ye geri getirmek için ihtiyacımız olan seylerdir.”

“Ana fikir, her an Yargıç’ı kabullenmek ve Öğrenici gibi davranmaktır. Konu Öğrenenlerin Yolu’na geçmek ve orada kalmak değildir. Bu boş bir hayaldir. Esas içimizdeki kişisel güç, Yargıç kontrolü ele aldığında ondan kendimizi kurtarmakta ne kadar iyi olduğumuza bağlıdır.”

 

“Her an Yargıç’ı kabullen ama Öğrenici gibi davran. “

 

“Değişim, değişmek isteyen kişiyle başlar. ”

 

“Ya sen Yargıç’ı kontrol edersin ya da Yargıç seni kontrol eder. “

 

“Sadece tepki verip Yargıç moduna geçebiliriz,” dedim, el yordamıyla ilerleyerek. “Ya da duraksarız, ruh halimizi ve beden mesajlarımızı kontrol ederiz, kendi içimizde ne tür sorular sorduğumuzu inceleriz ve sonra da Öğrenici moduna geçeriz. Seçebiliriz… seçeneklerimiz var. ”

 

“Sorularını değiştirirsen, sonuçların değiştirirsin. “

 

“İnsan ne düşünürse onu yapar.”

 

“Seçeneklerden sanki sahip olduğumuz bir şey… bir kapasiteymiş gibi söz ediyorsun.”

“Kesinlikle! Hepimiz o kapasiteyle doğarız,” diye haykırdı Joseph. “Bizi insan yapan da budur. Seçeneklere daima sahibizdir ama onları en iyi şekilde kullanabilmek için egzersiz ve bazen de cesaret gerekir. Yazar Viktor Frankl şöyle diyordu: “İnsan özgürlüklerinin sonuncusu; herhangi bir durumda kişinin kendi tutumunu, kendi yolunu seçebilmesidir.

 “Ve bütün mesele bunu gerçekçi, pratik ve uygulanabilir kılabilmektir. Dananın kuyruğu o zaman kopar. Yargıç modunda olduğunu hissettiğin her seferinde dur, derin bir nefes al, merakını uyandır ve kendine sor: Yargıç modunda mıyım? Cevap evetse, basit sorular sorarak Geçiş Yolu’na yönelebilirsin: Yargıç modunda kolmak istiyor muyum? Veya Nerede olmak istiyorum?” Joseph güldü. “Kolay mı? Her zaman kolay değildir fakat her zaman basittir. Geçiş Yolu, seni çabucak Öğrenenlerin Yolu’na götürür. Çalışma kitabında Geçiş soruları için örnek bir liste bulacaksın. O liste de SGD sisteminin araçlarından biridir.”

 

“Düşünce niyeti belirler. Öğrenici soruları bizi ołumlu niyete odaklar; Kelly’nin durumunda, sıradışı bir performans sergilemek için doğru tutumu ve hareketleri izlemesini sağlıyordu.”.

 

” ‘Yargıç tipler’ gibi etiketler kullanmak konusunda dikkatli ol. Yargıç tip veya Öğrenici tip diye bir şey yoktur. Bunlar sadece zihin yapılarını ifade eder ve şimdiye kadar öğrenmiş olman gerektiği gibi, hepimizde iki zihin yapısı da vardır ve daima da olacaktır. Bu insan olmanın bir parçasıdır. Etiketlerle ilgili sorun şu ki kalıcı hale gelebilirler ve bu da değişimi imkânsız gibi gösterir. Diğer yandan, zihin yapılarımız dinamiktir; her an değişebilirler. Soruların Gücüyle Düşünme, gerçekleştirmeyi istediğimiz değişiklikleri kontrolümüz altına sokar.

 

“İnsanların gerçekten katılımcı olmalarını istiyorsan, Öğrenenlerin Yolu’nu izlemen gerekir. Yoğun şekilde Yargıç zihin yapısıyla hareket eden insanların yönettiği organizasyonlarda daha fazla stres, çatışma ve sosval sorun olur. Bu tür liderler sorunları çözmek ve konusunda yeterince esnek ve uyumlu olamazlar.”

 

“Eşim Sarah bir defasında Yargıç evliliklerle Öğrenici evlilikler arasındaki farklılıkları inceleyen bir makale yazmıştı. Eşimize yaklaşımımızda Öğrenici veya Yargıç zihin yapısıyla hareket ettiğimizde ilişkilerimizin çok farklı olacağını öne sürüyor. Sarah, Öğrenici zihin yapısıyla hareket edenlerin karşılarındaki kişide takdir etikleri özelliklere ve ilişkide yürüyen şeylere daha çok odaklanabildiklerini vurguluyor. Böylece kusurlara değil, güçlü yönlere odaklanıyoruz; hem kendimizde hem de karşımızdaki kişide.”

“İşyerimizde veya evimizde olsun, Yargıç modunda olduğumuzda, her şey bir engel gibi görünür.”

 

“Yargıç’ın iki yüzü vardır; biri kendimize karşı, diğeri ise başkalarına karşı yargısaldır. Sonuçlar çok farklı görünebilir fakat aynı yargı noktasından doğarlar. ”

“Örneğin, Yargıç zihin yapımızı kendimize odaklarsak ve Neden bu kadar başarısızım? gibi sorular sorarsak, özgüvenimize zarar veririz ve hatta depresyona girebiliriz. Diğer yandan, Yargıç zihin yapımızı başkalarına odakladığımızda ve Neden etrafımdaki herkes böylesine aptal ve sinir bozucu? gibi sorular sorduğumuzda, öfkeleniriz, kırılırız ve düşmanca davranırız. Her iki şekilde de Yargıç zihin yapısıyla hareket ettiğimizde ya kendimizle ya da başkalarıyla çatışmaya gireriz. Yargıç kontrolü ele geçirdiğinde, samimi bir çözüm veya huzur bulmak imkânsızdır. Birçok arabulucunun Öğrenici/Yargıç zihin yapılarını birlikte kullanmasının nedeni budur. ”

“Yargıç zihin yapısını kendimize yönelttiğimizde neler olabileceğine bir örnek vereyim. Sarah yıllar önce yazı yazdığı dergilerden birinin editörü olan Ruth’la konuşuyordu. İkisinin de kendilerine göre ağır sorunları olduğundan söz ediyorlardı. Sarah, beslenme konusunda daha iyi tercihler yapabilmek için Seçim Haritası’nı nasıl kullandığını Ruth’a açıkladı. Ruth o kadar heyecanlandı ki Sarah’dan deneyimleriyle ilgili bir makale yazmasını istedi.”

“Sarah makalesinde insanların beslenme konusunda genellikle kendilerine sordukları soruların ya kilo sorununa yol açtığını ya da bu konuda kendilerini başarılı ve doymuş hissetmelerini sağladığını yazdı. Listelediği sorunlu sorular arasında şunlar vardı: Benim neyim var? Neden yine kontrolden çıktım? Neden böyle kötü biriyim?”

“Bunlar yargısal sorular,” diye araya girdim.

“Doğru. Ve Sarah böyle sorularla Yargılayanların Yolu’nda yürümeye başladığı her seferinde kendini hırpalıyordu ve  dolayısıyla hızla Yargıç Tuzağı’na yöneliyordu. Ne yazık ki o Yargıç yıkımları genellikle kontrolünü kaybettiğini hissetmesine ve daha da fazla yemesine neden oluyordu. Bazen işi ciddi şekilde oburluğa vuruyordu. Sarah o Yargıç sorularının kendi üzerinde yarattığı etkileri fark ettiğinde, kurtuluş için Geçiş sorularına yönelmeye karar verdi. Geçiş sorularının kontrolü tekrar ele almak konusunda şimdiye dek en çok işine yarayan şey olduğunu söyledi. Yeni soruları arasında şunlar da vardı: Kendimi bağışlamaya istekli miyim? Ve Kendimi nasıl hissetmek istiyorum?”

“Yine doğru. Öğrenenlerin Yolu’na geçtiğinde, orada kalmasına yardımcı olacak bazı sorular geliştirdi: Şu anda bana en iyi hizmet edecek olan nedir? Kendime karşı dürüst müyüm? Kendimi daha iyi hissetmek için yemek dışında neler yapabilirim? Kendine bu soruları sorduğu her seferinde, kontrolünü kaybettiğini hissetmekten çok kendini güçlendirdi ve teşvik etti. Sadece bu değil, aynı zamanda harika bir şekilde forma girdi. Şimdi formunu korumasının çok daha kolay olduğunu söylüyor.”

 

“Suç, Yargıç’tır. Sorumluluk, Öğrenici’dir. Aralarında dünya kadar fark vardır. Suçlamaya odaklanmak, gerçek alternatifleri ve çözümleri görmemizi engeller. Suçlamayla hareket ettiğinde, herhangi bir sorunu çözmek neredeyse imkansızdır. Suçlama insanı felç eder. Suçlama bizi geçmişe sıkıştırır. Diğer yandan sorumluluk daha iyi bir geleceğin yolunu açar. Sorularını sorumlu olabileceğin şeylere odaklar ve sen de zihnini yeni olasılıklara açarsın. Olumlu değişimi sağlayacak alternatifleri yaratmak için özgür kalırsın.”

  

“Suçlama bizi geçmişe sıkıştırır. Sorumluluk ise daha iyi bir geleceğin yolunu açar.”

 

 kitapss2

 

“Değişimi mümkün kılan şey Geçiş’tir. Geçiş, hareketin olduğu yerdir! ”

 

 

“Joseph başıyla onayladı. “Evet! İşte anladın!” diye bağırdı. “Geçiş yapabilmek, seni değişimden sorumlu kılar. Kendi Yargıç’ını tarafsızca, yargılamadan gözlemleyebilmek ve sonra da bir Geçis sorusu sorabilmek… eh, birinin kendisi için yapabileceği en güçlü ve en cesurca şeydir. Değişimin operasyon kalbidir, yani birçok kişinin özdenetim dediği şey. Aslında, geçiş yapmak için istekle beceriyi birleştirebilmek sadece değişimi yaratmakla kalmaz, aynı zamanda değişimi sürdürmemizi sağlar, çünkü sürekli olarak kendimizi gözlemlemeye ve Öğrenici soruları sormaya devam ederiz. Zihin yapıları arasında geçiş yapmak, bize yeni gözler ve kulaklar kazandırır.”

 

 Sorun yargıç değildir; bütün farkı yaratan, Yargıç’la nasıl ilişki kurduğumuzdur. Çok basit bir formül: Yargıç-Geçiş-Öğrenici.Ancak kabullenme olmadan bunu kimse yapamaz.

 kitapss3

            

“Bütün bunlar harika. Gerçekten. Ancak kafama takılan bir şey var. Öğrenici kulağa yumuşak gelebilir. Liderlerin kararlı ve güçlü olması gerekir. Liderler eyleme geçmeli, zor kararlar vermelidir. Daha fazla Öğrenici olmanın bana bu konuda nasıl yardımcı olabileceğini anlayamadım.”

 

“Öğrenici sertliği’ ve ‘Yargıç sertliği’ arasında önemli bir fark vardır,”

“Bir Öğrenici lider, sadakat, saygı, işbirliği ve risk alma isteği yaratan bir sertlikle hareket eder. Yargıç liderler, daha çok korku, güvensizlik ve çatışma yaratırlar.”

 

“Öğrenici işleri yavaşlatmaz mı?” diye sordum. “İş baskıdır ama teslim tarihi de başka bir baskıdır. Bazen yapmam gereken şeylerin miktarı ve sahip olduğum zamanın azlığı arasında bocalıyorum. Sürekli Öğrenici olmam gerekiyorsa, işlerin tamamlanması çok uzun zaman almaz mı? Yani her zamankinden daha da geride kalmaz mıyım?”

Joseph bu soruma kendi sorusuyla karşılık verdi: “Acelen varken kaç kez bir hata yaptın, kendini veya başkalarını suçladın ve sonra her şeyi en baştan yapmak zorunda kaldın? Bu gereksiz yere ne kadar fazladan zaman aldı? Acele ederken, birine kaç kez sabırsızca veya kabaca davrandın ve sonrasında seninle pek fazla konuşmadığını fark ettin? İnsanlara öyle davrandığında, zaman, sonuçlar ve hatta sadakat açısından sana maliyeti nedir?”

 

“Mitoloji uzmanı joseph Campbell’ı duymuşsundur. Her durum için mükemmel hikâyeyi anlatmasıyla ünlüydü. İşte yıllar önce ondan duyduğum bir hikâye.”

“Bir çiftçi tarlasıyla uğraşırken sabanı yerinden kesinlikle kıpırdamayan bir şeye takılmış. Elbette ki ilk tepkisi Yargıç moduna geçmek olmuş. Bir küfür savurarak sabanı kurtarmak için kazmaya başlamış. Şaşırtıcı bir şekilde, sabanın takıldığı şey toprağın derinliklerine gömülmüş demir bir halkaymış.”

“Sabanını kurtardıktan sonra, çiftçi meraklanmış ve demir halkayı çekmiş. Antika bir sandığın kapağı açılmış ve sandığın içi güneş ışığında parıldayan paha biçilmez mücevherler ve altınlarla doluymuş.

“Bu hikâye bize en büyük engellerimizle karşılaştırdığımızda, sık sık en büyük gücümüzü ve olasılıklarımızı keşfettiğimizi anlatıyor. Ancak bazen onları bulmak için çok derin kazmamız gerekiyor. Campbell şöyle derdi: Nerede tökezlersen, hazinen oradadır. Kendine şöyle sorular sorabilirsin: Ne keşfedebilirim? Burada değerli olan ne olabilir?”

 

“Ekibine bir bakalım. Onlarla birlikteyken ne sıklıkta Yargılayanların Yolu’na geçiyorsun?”

“Doğrusunu istersen, son zamanlarda neredeyse bütün toplantılarımızda!”

“Ekip üyeleriyle iletişiminin nasıl olduğu konusunda ne söylersin?”

“İletişim mi? Dalga mı geçiyorsun? Toplantılarımızın ne kadar berbat olduğunu sana zaten söyledim. Bir toplantı düzenlediğimde, kimse bir şey ortaya koymuyor. Öylece oturup benim yapmaları gerekeni söylememi bekliyorlar. Sonunda ben konuşuyorum ve Charles da sonu gelmek bilmeyen sorularla beni bombardımana tutuyor. Ne dersem diyeyim, her şeyi sorguluyor.”

“Kendini Campbell’ın hikâyesindeki çiftçi gibi düşün,” diye devam etti Joseph. “Ekibinle birlikteyken, sabanının takılmış olmasıyla ilgili küfür mü savuruyorsun, yoksa hazine sandığının kapağını mı arıyorsun?, Suçlayacak birini mi arıyorsun, yoksa nelerin işe yaradığına mı bakıyorsun? Kendine Onlara doğru cevabı nasıl bildiğimi gösterebilirim? diye mi soruyorsun, yoksa Birlikte neler başarabiliriz? diye mi?”

 

“Öğrenici Öğrenici’yi doğurur; Yargıç Yargıç’I doğurur.”

 

“Alexa’nın kendi tarzı var; benim de kendi tarzım var, ” dedim, biraz savunmaya geçerek.

“Sen soru soruyor musun? ”

“Elbette soruyorum. Örneğin, son toplantımızdan beri neler başardıklarını soruyorum. Ya da son zamanlarda olduğu gibi, neleri yapamadıklarını.”

“Cevap verdiklerinde dinliyor musun? Sen nasıl karşılık veriyorsun?”

“Duruma bağlı. Cevap iyiyse not alıyorum. Ama son zamanlarda toplantılardan genellikle boş kağıtla çıkıyorum.”

“Bana senin için dinleme deneyiminin nasıl bir şey olduğunu anlat,” dedi Joseph.

Bu hiç de zor değildi. “Çoğunlukla sinirli ve sabırsız oluyorum,” diye cevap verdim. “Özellikle de birinin verdiği cevap eldeki sorunu çözmeye yeterli olmadığında ya da planımı izlemediklerini gösterdiğinde. Kimsenin gerçekten umursamadığını hissediyorum.”

“Övle durumlarda iş arkadaşlarına karşı tutumun nasıl oluyor? Çoğunlukla Öğrenici modunda mı, yoksa Yargıç modunda mı oluyorsun?”

“Ne olabilir ki? Yargıç elbette. Fakat kimse hiçbir katkıda bulunmuyor ki… bunu bir yapsalar…”

Joseph elini kaldırdı. “Hop! Dur bakalım, dostum. Ekibinle birlikteyken onları Yargıç sorularıyla dinliyorsun gibi görünüyor: Yine işi batıracaklar mı? Bu kez beni nasıl hayal kırıklığına uğratacaklar?”

“Tabii, sorularım kulağa böyle geliyor. Onlarla deneyimlerime dayanarak, başka ne sorabilirim ki?” Aniden durdum. “Tanrı’m, ayağım bana az önce anlattığın hikayedeki demir halkaya takıldı, değil mi?”

“Elbette öyle. Güzel gözlem! Ve çiftçi gibi senin ilk tepkin de Yargıç moduna geçmek oldu ki bu da son derece doğal,” dedi Joseph. “Şimdi çiftçinin yaptığı şeyi yap. Meraklan ve ilgi duy. Kendine ‘Burada neler oluyor? diye sor. Ekibini düşün ve bu kez Öğrenenlerin Yolu’nu izle.”

“Başlangıç olarak, ekibinle bir araya gelmeden önce Öğrenici zihin yapını sıfırla

” Onlarla ilgili takdir ettiğim şey nedir?  Her birinin en güçlü özellikleri neler? En verimli şekilde katkıda bulunmaların nasıl sağlayabilirim? Birlikte Öğrenenlerin Yolu’nda kalmamızı nasıl sağlayabilirim? ”

 

Dikkatini Yargıç’a verirsen, Öğrenici’ye bir şey kalmaz. Yargıç’ı kabullen ama Öğrenici modunda ilerle. Bu slogan zihnine kazı.

 

“İşte bu,” dedi Joseph. “Alexa ekibindeki insanların ne dediğini gerçekten önemsiyor. Sadece Öğrenici soruları sormakla kalmıyor, aynı zamanda Öğrenici kulaklarıyla dinliyor. Alexa’nın dinleyişi şöyle sorulara odaklanıyor: Burada değerli olan ne var? Bu yorumdan ne öğrenilebilir? Bu, üzerinde çalıştığımız projeye nasıl katkı sağlayabilir? Dinlediği sorular, ekiplerinin çabucak Öğrenici ekiplere dönüşmesini sağlıyor. Hazineyi bulmayı bekliyor, onu arıyor ve çoğu zaman da buluyor.

“Yani ana fikir,” dedim, “yüksek performans istiyorsan, Öğrenici’ye odaklanacaksın.”

“Fakat dahası da var. Araştırmalar aynı zamanda yüksek performans sergileyen ekiplerin merak ve savunma arasında daima iyi bir denge yakaladığını da gösteriyor. Tabii bunun Öğrenici merakıyla Öğrenici savunmacılığı arasında olması gerekiyor. Yani insanlar kendilerini soru sormakta ve samimi tartışmalara girmekte özgür hissediyorlar. Hatta çatışmalara girebiliyorlar ama atmosfer Öğrenenlerin Yolu’nda kalıyor.”

 

Öğrenici İttifakı: Ekip üyeleri Öğrenenlerin Yolu’nda kalmak için birlikte çaba harcadığında olur.

“İnsanlar tavsiyeleri ne zamandır dinliyorlar ki?”

Elbette ki haklıydı. “Sanırım ben tavsiyeleri dinlememek konusunda uzmanım.” Kendimle ilgili ansızın edindiğim bu içgörü gülümsememe sebep olmuştu

‘Direnmesi zor olsa da, tavsiye vermekten kaçınmaya çalışırım. İyi sorular sorarsam, insanların kendileri adına en iyi cevapları bulacak kadar akıllı olduklarını biliyorum. Zaten çoğumuzun dikkate alacağı tek tavsiye, kendi tavsiyemizdir… ”

 

 

O sırada kendi düşüncelerimi fark ettim: Neden yetişkinler böylesine rekabetçi? Neden işbirliği yapmak yerine hep diğerlerine gösteriş yapmanın peşine düşüyorlar? Neden Charles gibi insanlara tahammül etmek zorunda kalıyorum? Öfkelenmeye başlamıştım. Arabama binmeden önce dönüp çocuklara son bir kez baktım. Şimdi ikisi birlikte bisikletin yanında ayakta duruyor ve kahkahalarla gülüyorlardı. Kontağa uzanırken düşündüm. Ekibimiz şu çocuklar gibi birlikte çalışabilse harika olmaz mıydı? Bunun olmasını sağlamak için ne gerekiyor acaba? O anda benim için hâlâ çok yeni olan bir şeyi yaptığımı fark ettim. Yargıç sorularını Öğrenici sorularına dönüştürmüştüm.

 

 

Kendi kendime şöyle sordum: Neden Jennifer benden bu kadar çok talimat bekliyor? Bunu bilmediğimi anladıktan sonra gerçekten meraklandım. Kendi başına hareket etmekten mi korkuyordu? Yoksa bir hata yaptığı takdirde onu kovacağımdan mı endişeleniyordu? Kapasitesinin sandığım dan daha yüksek olup olmadığını da merak etmeye başlamıştım. Bir dahaki sefere yardım istemeye geldiginde, ona talimatlar vermek yerine bir soru sordum: ‘Amir sen olsaydın bu sorunu nasıl çözerdin?

“O tek soru, çok verimli bir sohbetin başlangıcı oldu.Jennifer gerçekten de benden korktuğunu itiraf etti. Ondan beklediklerimi aynen yapmazsa onu kovacağımdan korkuyordu. Benden önceki amiriyle başına gelen buydu ve bir daha tekrarlanmasını istemiyordu, O konuşma aramızdaki her şeyi değiştirdi. Inisiyatif alarak kendi bildiği gibi çalışmanın kendini daha iyi hissettirdiğini söyledi. Kendi sorununu çözmek için de güzel fikirler buldu. Kendinden çok memnun olduğu belliydi. Onu tebrik ettim ve bu konuşmayı yaptığımız için ne kadar sevindiğimi söyledim.”

“Gerçekten şaşırdım ve memnun oldum. Ve biliyor musun? Öğrenici soruları sormak günün sonunda bana kendimi çok daha iyi hissettirdi. Jennifer’a haksızlık ettiğimi anladım. Bütün o soruları beceriksiz olduğu için sorduğunu sanıyordum. Oysa hiç de öyle değil. Sadece  kendi başına kalmadan önce benimle her şeyi kontrol etmesi gerektiğine inanıyordu.”

 

 

Arabamda öfkeyle otururken, Charles’la yapacağım toplantı konusunda endişeleniyordum. Düşüncelerim olduğu yerde dönüp duruyor, ona olan öfkemi daha da körüklüyordu. Bu konuda yardıma ihtiyacım olduğu kesindi. Joseph olsa ne derdi? Sesini zihnimde duydum. Bana sorularımı değiştirmemin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyordu; özellikle de Charles ve ekibimle ilgili olanları. Önceki gün bana öğrendiklerimi denemem için gerçek bir durum bulmamı söylemişti. Charles’la yapacağım toplantı, gerçeğin de gerçeğiydi. Ancak Grace’in Yargıç kafası dediği şeyden çıkmama hangi sorular yardımcı olabilirdi? Hangi Öğrenici soruları Charles ve benim iyi bir başlangıç yapmamızı sağlayabilirdi? Trafik aniden yüz metre kadar aktı ve sonra tekrar durdu. OS sırada  kendime sorduğum sorularla aslında Geçiş Yolu’na girmiş olduğumu anladım.

Aklıma gelen ilk soru, trafik sıkışıklığıyla ilgiliydi: Buradan nasil kurtulabilirim? Görünüşe bakılırsa bu konuda pek fazla seçeneğim yoktu. Trafik tekrar akmaya başlayana kadar kıpırdayamazdım. Sonra Joseph’in söylediği başka bir şeyi hatırladım: Olanlar üzerinde pek fazla kontrol gücüm yoktu ama olanlara nasıl karşılık vereceğimi kendim seçebilirdim. Neredeyse hemen aklıma yeni bir soru geldi: Bu süreyi en iyi nasıl değerlendirebilirim?

 

 

Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?

 Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?

Ve Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?

 

Varsayımlarımı sorgulamak yerine onları savunuyor muydum?

 

Güçlü yanlarımız ve başarılarımız üzerinde nasıl yükselebiliriz?

 

Birbirine denk iki bowling takımı üzerinde yapılan bir araştırmayla ilgiliydi. A Takımı, hataları önlemeye odaklanan bir koçla çalışıyordu. Her gün hatalarına odaklanan videoları tekrar tekrar izliyorlardı. O hatalar zihinlerine kazınıyordu. Buna karşılık B Takımının koçu başarıların üzerinden yükselmeye odaklanıyordu. Her gün en başarılı hareketlerine odaklanan videolar izliyorlardı. Böylece B Takımı’nın oyuncularının zihinlerine de başarı kazınıyordu.

 “Basitçe ifade etmek gerekirse, A Takımı yanlış olana odaklanıyordu. B Takımı doğru olana odaklanıyordu. Toplam puan söz konusu olduğunda hangi takımın daha iyi sonuç aldığını tahmin edersin.”

“Elbette ki başarılara odaklanan takım.”

 

Merak, Öğrenici’nin enerjisidir.

  

“Ben ne istiyorum?  Seçeneklerim neler?  Ve Onu nasıl anlayabilirim?”

Önceki gün bu görüşmeyi düşünürken Joseph’ten öğrendigim birçok seyi gözden geçirmiştim. Joseph ve Alexa’nın benimle görüşmelerini nasıl yaptıklarını da incelemiştim. İkisi de bir sürü soru soruyordu ama aynı zamanda beni rahatlatan bir şekilde konuşuyorlardı, Daima yanımda olduklarını, başarılı olmamı istediklerini hissettiriyorlardı. Bunu düşününce, ikisinin de görüşmelerimizi  bir Öğrenici deneyimine dönüştürdüğünü anladım.

Örneğin, Joseph’in aramızda bir fiziksel engel veya masa olmamasına dikkat ettiğini hatırladım. Bu daima beni rahatlatıyordu. Bu yüzden ben de Charles’la aynı şeyi yapmaya karar verdim. Risk bu kadar büyükken,  bu görüşmeyi başarılı kılmak için her fırsatı değerlendirmek istiyordum. Charles’la birlikte pencerenin yanında aramızda birkaç metre kalacak şekilde ofis koltuğumu kaydırdım. Başlangıçta biraz endişeli gözlerle baktı ama devam ederken giderek rahatladığını fark ettim.

“Seninle samimi konuşmak istiyorum,” diye devam ettim, Joseph’in bunu nasıl söyleyeceğini düşünerek.

“EKibimizle yaşadığımız bazı sorunlarda benim de payım olduğunu fark ettim. Bunu değiştirmek istiyorum ve öncelikle ikimizden başlamamız gerektiğine inanıyorum.”

Duraksayarak Charles´ın tepkisini ölçtüm. Görebildiğim kadarıyla, pek rahat görünmese de, beni dikkatle dinliyordu. Kendimi onun yerine koyunca aklından geçebilecek şeyleri hayal etmek zor değildi. “Seninle ilgili bazı yargılarda bulundum ve artık bunların yanlış yorumlar olduğunu düşünüyorum. Örneğin, yıllardır QTec’te çalıştığını ve bana teklif edilen pozisyonu istediğini biliyorum. Gelişimin senin için iyi bir haber olmadığının farkındayım ve benim emrimde çalışmakta zorlandığını düşündüm. Bu konuda haklı mıyım?”

Charles başıyla onayladı. “Biraz zor olduğunu itiraf etmeliyim. Alexa haberi bana elinden geldiğince nazikçe verdi fakat yine de hayal kırıklığına uğradım. Ama hepsi bu.”

“Durum tersine olsaydı, benim de moralim bir hayli bozulurdu,”dedim.

“Üzerinde çalışıyorum,” diye itiraf etti Charles. “Sana şunu sorayım: Nasıl gidiyorum?”

“Aslında seni ilgilendirmeyen bir sürü sorumluluğu omuzlarına yıktığım düşünülürse, bence gayet iyi gidiyorsun.”

“Anladığımdan emin değilim,” dedi Charles.

Sonrasında söylediklerimi söylemek kolay değildi. “Seninle ilgili bazı varsayımlarım oldu, Charles. Öncelikle istediğin pozisyona getirildiğim için benden hoşlanmadığını ve benimle çalışmayacağını düşündüm. Sana haksızlık ettiğimi anladım. İkinci varsayımın, toplantılarımızda sorduğun bütün o sorularla ilgiliydi.

“Sorularım mı?” Charles gerçekten şaşırmıştı. Sonra düşüncelerini toparlayarak devam etti: “Anlamıyorum. Sorularım neden sorun olsun ki? Sen yenisin. Ne istediğini, bizi nereye götüreceğini öğrenmem gerekiyor. Soru sormazsam bilmediğim bir şeyi başka türlü nasıl ögrene bilirim ki?”

“Ah, aynı fikirdeyim,” dedim.

“Sen gelmeden birkaç hafta önce,” dedi, “Alexa bir eğitim seansı için birini getirdi. Tam böyle şeylerle ilgiliydi; sorular ve cevaplar. Soruların güçlü etkisinden, daha yenilikçi olmamıza nasıl yardım edebileceklerinden, düşüncelerimizi, ilişkilerimizi ve hatta bütün organizasyonu nasıl değiştirebileceğinden söz etti. Büyük sonuçlar, büyük sorularla başlar.”

“Joseph’in bize gösterdiği bir şey,” dedi Charles.” Adınna Soru Fırtınası diyor.”

Daha bir gün önce, Charles’ı susturmak için her şeyi yapardım. Oysa bu kez sadece “Anlatsana,” dedim.

“Soruları elimizden geldiğince hızlı bir şekilde ortaya atacağız ve ben de hepsini yazacağım.”

“Joseph amacın zihinlerimizde yeni kapılar açmak olduğunu söyledi… her kapının arkasında başka bir cevap veya çözüm bulabileceğimizi. Her yeni soru, olasılık yelpazemizi genişletiyor. Sanırım tam olarak şöyle demişti: ‘Sorulmamış bir soru, açılmamış bir kapı demektir.’ Sorulmamış bir soru, açılmamış bir kapı demektir.’

 Başarılı Soru Fırtınası seansının sırrının Öğrenici zihin yapısında kalmak ve soruları ifade ediş şekline đikkat etmek olduğunu söyledi,”

 

“Başkalarının bana katkıda bulunmasına izin vermeye hazır mıyım? “

 

Anlatacakları bitince, Charles’a bir sorum olduğunu söyledim.

“Bizi ve ekibimizi durduran engeli nasıl aşabiliriz?” diye sordum.

“Bildiğin gibi, projemiz çıkmaza girdi. Sorunu çözüp ilerlemeye devam etmezsek ayvayı yeriz. Başarılı olmamız için özellikle senin neye ihtiyacın var?”

“Bir an duraksadıktan sonra ekledi: “Bir öneride bulunabilir miyim? Sanırım bize yardımcı olabilecek bir şey biliyorum.”

İşte yine başlıyor, diye düşündüm. Otoritemi sorgulayacak. Ama hemen kendimi durdurdum. Birden zihnimde üç temel soru belirdi: Yargıç modunda mıyım? Bu konuda başka nasıl düşünebilirim? Bu görüşmede başarmak istediğim nedir?

 

“Kelimeler dünyaları yaratır.”

 Büyük sonuçlar, büyük sorularla başlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uygulama: Sıkışıp kaldığınız, sizi huzursuz eden veya değiştirmek istediğiniz bir durumu düşünün. O durum içinde, kendinize aşağıdaki soruları farklı açılardan sorabilirsiniz. Kendinize sorun: Ne istiyorum? Başkalarına sorun: Sen ne istiyorsun? Ya da süregelen ve devam eden ilişkilerinizi yaşadığınız insanlara sorun: Biz ne istiyoruz? İşte liste:

 

  1. Ne istiyorum?
  2. Seçeneklerim neler?
  3. Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?

4.Ben nelerden sorumluyum?

  1. Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?
  2. Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?
  3. Neleri kaçırıyor ya da görmezden geliyorum?
  4. Neler öğrenebilirim?

      …bu kişiden veya durumdan?

      …bu hatadan veya başarısızlıktan?

      …bu başarıdan?

9.En mantıklı eylem adımları hangileri?

  1. Hangi soruları sormalıyım (kendime veya başkalarına)?
  2. Bunu bir kazan-kazan durumuna nasıl dönüştürebilirim?
  3. Mümkün olan nedir?

 

                    Soruların Gücüyle Düşünmek İçin 10 Araç

 

  1. Araç: Gözlemci Kimliğinizi Güçlendirin
  2. Araç: Seçim Haritası’nı Rehber Olarak Kullanın
  3. Araç: Soruların Gücünü Eyleme Geçirin
  4. Araç: Öğrenici ve Yargıç Zihin Yapılarını Birbirinden Ayırın
  5. Araç: Yargıç’la Dost Olun
  6. Araç: Varsayımları Sorgulayın
  7. Araç: Geçiş Sorularından Yararlanın
  8. Araç: Öğrenici Ekipler Yaratın
  9. Araç: Soru Fiırtınası’yla Çıkışlar Yakalayın
  10. Araç: Başarı İçin On İki Soru’yu Sorun