Işığı Arayanların Karanlık Yanı

Işığı Arayanların Karanlık Yanı

Ancak, kendimizi aldatmadan ya da yanıltmadan, her şeyle olduğu gibi yüzleşecek cesarete sahip olduğumuzda, olaylardan  başarıya götürecek yolu gösteren bir ışık gelişecektir.

…..Carl Jung’un gölge dediği şeydir.

Biz kendimizden korkarız. Bastırmış olduğumuz her düşünceden ve histen korkarız.

Siz gölgenizle barıştığınızda yaşamınız dönüşüme uğrayacaktır.

Jung bir zamanlar, “Ben iyi olmak yerine, bütün olmayı tercih ederim,” demiştir. Aramızdan kaçımız iyi olabilmek, hoşlanılmak, kabul edilmek için kendimizi elden çıkardık?

 Stanislav Grof, “o zaman her birimiz kapasitemizi duyularımızın eriminin çok ötesine genişleterek evrenin veçhesine direkt olarak ulaşıp onu deneyimleme potansiyeline sahibiz.” 

“Biz dünyada değiliz, dünya bizim içimizdedir.”

“Gölge sizin olmamayı tercih ettiğiniz kişidir.”

“Biz gölgeyle yüzleşmek, ve onunla bütünleşmek zorundayız. Başka bir seçenek yoktur.”

Biz herhangi bir hissi ya da dürtüyü bastırdığımızda, onun zıt kutbunu da bastırıyor oluruz. Eğer çirkinliğimizi yadsırsak, güzelliğimizi de azaltırız.

Direndiğin şey varlığını ısrarla sürdürür.

Biz bir şeyin tanrısal olabilmesi için onun kusursuz olması gerektiği izlenimiyle yaşarız. Yanılırız. Aslında, bunun tam tersi doğrudur. Tanrısal olmak bütün olmak demektir ve bütün olmak da her şey olmaktır: olumlu ve olumsuz, iyi ve kötü

Eğer bir kurbansanız, o zaman kurban edeni kendi içinizde bulmalısınız. Bütün olmak, her şeye sahip olmak sizin doğuştan kazandığınız bir haktır.

Eğer bir başkasının cesareti size ilham verirse, bu sizin içinizdeki cesaretin bir yansımasıdır. Eğer siz bir insanın bencil olduğunu düşünüyorsanız, aynı ölçüde bencillik gösterebileceğinizden emin olabilirsiniz

Keşfettiğim şey, en katı biçimde yargıladığım kişiler gibi davranma potansiyelimdi. Başkalarında gördüğümde beni en çok rahatsız eden özellikleri kendi içimde bulmam gerektiğini açıkça anlamıştım.

“Biz kim olduğumuzu unutmayı seçer, ve sonra unutmuş olduğumuzu unuturuz.”

Kendi duygularımız ya da kişiliğimizin kabul edilemez yanları hakkında endişeye kapıldığımızda, bu nitelikleri  -bir savunma mekanizması olarak-  dış nesnelere ya da diğer insanlara atfederiz.

Başka insanlardaki bazı kusurlu nitelikler bizim dikkatimizi çekmek isteyen bazı veçhelerimizi aktive ederler. Böylece, kendimizde sahiplenmediğimiz her şeyi başka insanlara projekte ederiz.

Biz üzerinde koruyucu bir kaplama bulunmayan bir özelliğe sahipsek, yaşamımıza bu yadsıdığımız veçheyi sahiplenmemize yardımcı olacak olayları çekeriz.

Biz kendi algılanmış yetersizliklerimizi ve kusurlarımızı başkalarına projekte ederiz. Kendimize söylememiz gereken seyleri başkalarına söyleriz. Biz başkalarını yargılarken kendimizi yargılamaktayızdır.

Özgürlük, hayatta her an kim ve ne olmak istediğini seçebilmektir. Eğer hoşlanmadığınız bir şey olmaktan kaçınmak için belli bir biçimde davranmak zorundaysanız, kapana kısılmışsınız demektir. Bu durumda özgürlüğünüzü sınırlamış ve bütünlüğünüzü kendinizden çalmış olursunuz. Eğer tembel olamıyorsanız, özgür de olamazsınız. Eğer can sıkıcı bir şey olduğunda kızamıyorsanız, özgür olamazsınız.

Siz kendi hayallerinizi ve hedeflerinizi gerçekleştirmeye başladığınızda, başka insanların yaptıkları şeylerle daha az ilgilenirsiniz. Her birimizin kendi kendimizin kahramanı olmamız gerekir. Bunu yapmanın tek yolu bir başkasına bağladığımız, başkasına projekte ettiğimiz niteliklerimizi geri almaktır.

Bir insan bir başkasının olumlu ya da olumsuz davranışından duygusal olarak etkileniyorsa, orada bir projeksiyon vuku bulmaktadır.

ALIŞTIRMALAR

  1. Bir hafta boyunca, başka insanlar hakkındaki yargılarınızı gözlemleyin. Her ne zaman bir başka insanın davranışı sizi rahatsız ederse, o insanda sizi en çok rahatsız eden niteliği yazın.
  2. Başka insanlara verdiğiniz öğütlerin bir listesini çıkarın. Başkalarına yaşamlarını daha iyi kılmak için ne yapmalarını söylüyorsunuz? Başkalarına verdiğiniz öğütlerin aslında kendinize vermeniz gereken öğütler olup olmadığını düşünün.

Çok-bilmiş insanlar, çoğunlukla, aptallık hislerini gizlemektedirler, küstahça davrananlar ise bu maskeyle güvensizliklerini gizlemeye çalışırlar. Soğuk-mesafeli insanlar içlerindeki laubaliyi, gülümseyen bir yüz ise öfkeli birini gizlemektedir.

Ego başkalarından farklı görünen ‘Benlik’tir.

“Ego bizim sahte, ve cehaletten ötürü üstlendiğimiz kimliğimizdir. O halde ego gerçek kimliğimizin doğru bilgisinden yoksunluktur, ve onun sonucudur. “

” Eğer siz gölgenizi ortaya çıkarma sürecini başlatırsanız, ve içinizden bir ses size haykırarak bunu durdurmanızı isterse, bilin ki bu sadece kendi ölümünden korkan ego’nuzun sesidir.

Biz başkalarının hakkımızda düşündükleri şeylere asla inanmak zorunda değiliz, ama bize en yakın insanların diyeceklerini işitmeye korkuyorsak, bunun farkına varmamız gerekir.

Eğer siz bir başkasının hakkınızda düşündüğü şeyin gerçeğe dayanmadığını dürüstçe hissediyorsanız, buna aldırmazsınız. Biz kendimizi aldatıyorsak ve bu konuda bir şey yapmaya çağrılırsak bunu umursarız.

Diğer insanlar sizin ne dediğinizi dinler, ve ne yaptığınızı görürler, ama onlar aynı zamanda sizin beden dilinizin ve onun söylediğiniz ve yaptığınız şeyle çelişip çelişmediğin de farkındadırlar. Böylece, başkalarına bedensel olarak ilettiğiniz şeye de yakından bakmanız gerekir.

‘Biz hayatımızın olayları hakkında söz sahibi değiliz,’ der Nietzche, ‘ama onları nasıl yorumlayacağımıza biz karar veririz.

Geçmişte bu davranışı hiç sergiledim mi? Şimdi bu davranışı sergiliyor muyum? Farklı koşullar altında bu davranışı sergileyebilir miyim?

İnsan başkalarında sadece kendisinde yüzleşebildiği şeylerle yüzleşebilir.

Bir şeyi sahiplenmeye karşı direnç hissettiğinizde, onu atlayıp geçmeyin. Bu direncin nereden geldiğini görebilene dek araştırın.

Ego’muz  yaşamamızın durumundan ötürü bir başkasını suçlamaktan vazgeçmemize yol açacak özellikleri sahiplenmemize direnir.

Biz olumsuz özellikleri benliğimizle bütünleştirdiğimizde, artık onaylamalar yapmaya ihtiyacımız kalmaz, çünkü o durumda biz hem değersiz hem değerli, hem çirkin hem güzel, hem tembel hem de çalışkan olduğumuzu biliriz. Biz ancak ya biri ya da diğeri olabileceğimize inandığımızda, sadece doğru şeyler olmak için içsel mücadelemizi sürdürürüz.

Kusur olarak algıladığımız şeylerin acısı bizi onları gizlemeye zorlar. Biz belli veçhelerimizi yadsıdığımızda, onların zıddı olmaya çalışarak durumu aşırı derecede telâfi etmeye çalışırız. Sonra o yadsıdığımız veçheler olmadığımızı kendimize ve başkalarına kanıtlamak için tam bir dış kişilik yaratırız.

İnsanlar karşılaştıkları alt-kişilikler kadrosu karşısında çoğunlukla şoke olurlar, ama bunun nedeni, genelde, onların bir otobüs dolusu melekle karşılaşmayı beklemeleridir.

Bazılarımız sadece kendi geçmişimizi değil, ana-baba’mızın geçmişlerini de peşimizden sürüklüyoruz. Acı kuşaktan kuşağa aktarılır, ve eğer onu sorgulamazsak bu kısırdöngüyü asla kıramayız.

Şimdi hayatınızdaki güçlü bir biçimde tepki gösterdiğiniz herkese -ki bu anneniz, babanız, eşiniz, patronunuz ya da en iyi arkadaşınız olabilir-  dürüstçe bakmanızın zamanıdır. Bunların bir listesini çıkarın ve hangi niteliklerinin sizde bir tepki yarattığını yazın. Bu sürekli bir keşif sürecidir. Bir kez siz bir özellik tabakasını sahiplendiğinizde, alttaki bir başka tabaka kendini gösterecektir. Barındırdığınız her türlü kırgınlık ve kızgınlık hâlâ enerjisel olarak fişinizin onlara takılı olduğunu gösteren kırmızı bayraklardır.

“Bizim en derin korkumuz yetersiz olmak değildir. En derin korkumuz ölçüsüz bir biçimde güçlü olmaktır,”

Çoğumuza kendinden aşırı emin ya da kendini beğenmiş olmamamız söylendiğinden, biz en değerli bazı armağanlarımızı gömmüşüzdür.

Bir nedenden ötürü, hep, en iyi yanlarımı önemsiz gibi göstermenin, hafifsemenin beni daha iyi bir insan yaptığına inanmıştım.

Bir sonraki adım, o özelliğin armağanını bulmaktır. Karanlık gölgenizden farklı olarak, onun armağanı genelde aşikardır. Ama, birçoğumuz kendi korkumuz ve direncimizle yüzleşmek zorundayızdır. Birçoğumuz başkaları kadar yetenekli ya da yaratıcı olmadığımız inancımızı güçlendirmek için karmaşık savunma mekanizmaları geliştirmişizdir.

Gerçek şu ki ilişkilerinizde aradığınız şifa bir başka kişiden gelmeyecektir.

O önce sizden gelmelidir.