Beşinci Anlaşma – Don Miguel Ruiz

Beşinci Anlaşma

Bakıp büyütenler kendi bildiklerini aktardıklarından, konuşmayı ilk öğrendiğimizde bizi bilgiyle programlayan da onlardır.

 

Nasıl bir kadın ya da erkek olacağımızı içinde doğduğumuz toplam doğrultusunda öğreniriz. Toplumumuza göre ‘doğru’ hareket etmeyi öğreniriz ki bu da nasıl ‘iyi’ insan olunacağı ile eş anlamlıdır.

 

Aslında, tıpkı bir kedi, köpek ya da herhangi bir hayvan gibi, yani ceza ve ödüllendirme yöntemiyle evcilleştirilmiş oluruz. Büyüklerin istediğini yaptığımızda, bize ‘aferin çocuğum’ denir. Onların istediklerini yapmadığımızda ise ‘kötü çocuk’ oluruz. Bazen kötü çocuk olmadan cezalandırılırız, bazen de iyi çocuk olmadan ödüllendiriliriz. Cezalandırılma korkusuyla ödülden mahrum edilme korkusu yüzünden başkalarını memnun etmeye çalışırız. İyi olmaya çalışırız zira kötülere ödül değil ceza verilir.

 

Tıpkı bir bilgisayar gibi bütün bu bilgiler kafamıza yüklenir. Biz masumuzdur, ana babamız ve diğer büyüklerimizin sözlerine inanırız; onları kabul ederiz ve bilgi hafızamızda saklanır. Öğrendiğimiz ne varsa zihnimize anlaşma sonucu girer, orada anlaşma sonucu kalır ancak, önce dikkatten kaçar.

 

Dikkat, insandan insana mesaj yollamak ve almak için kullandığımız kanaldır. Bir zihinden diğerine kurulmuş bir köprüye benzer. O köprüyü sesler işaretler semboller dokunuş; kısacası dikkati yakalayan her olayla kurarız. Böyle öğrenir böyle öğretiriz.

 

Büyüklerimiz bize dikkati kullanarak, semboller yoluyla zihnimizde gerçekliğin tamamını yaratmayı öğretirler. Sembolojiyi seslerle öğrettikten sonra, alfabeyi kafamıza sokarlar ve bu kez aynı dili sembollerle grafik olarak öğreniriz. Hayal gücümüz gelişmeye başlar, merakımız güçlenir ve sorular sormaya başlarız. Sorar, sorar, durmak bilmeden sorarız; Her yerden enformasyon toplarız. Kafamızda kendi kendimize sembolleri kullanarak konuşmaya başladığımızda, bir dilin nihayet ustası olduğumuzu anlarız. İşte düşünmeye o zaman başlarız. Ondan önce düşünmez, iletişim kurmak için sembolleri taklit ederiz. O sembollere anlam ve duygu yüklemezden önce, hayat gayet basittir.

Bir kez sembollere anlam vermeye başlayınca, yaşamımızda olup bitenlerden bir anlam çıkartmaya çabalarken kullanırız onları.

 

…Özgür ve vahşiyizdir; kendimizden utanç duymadan ve kendimizi yargılamadan çırılçıplak koşarız. Doğruyu söyleriz çünkü gerçekte yaşarız. Dikkatimiz Andadır: gelecekten korkmaz, geçmişten utanmayız.

 

Büyümeye devam ederiz.

Ana babamızdan neyi yapıp neyi yapmayacağımıza dair sözler işitmek istemeyiz. Özgürlüğümüzü isteriz, kendimiz olmak isteriz, öte yandan kendimiz olmaktan korkarız.

 

Sevgiyi ararız çünkü onun dışımızda bir yerlerde olduğuna inanmayı öğrenmişizdir.