Ben OK’im Sen OK’sin? – Thomas A. Harris

Transaksiyonel Analiz’in en belirleyici katkılarından birisi hastalara kendilerinin kullanabilecekleri bir araç veriyor olmasıdır.

 

Somerset Maugham: “Öyle zamanlar olur ki karakterimin değişik parçalarına şaşkınlıkla bakarım. Bir sürü insandan oluşmuşum gibi gelir ve o anda olduğum kişinin önde olduğunu bir süre sonra da yerini bir başkasına bırakacağını bilirim. Ancak gerçek olan hangisidir? Hepsi mi, yoksa hiçbiri mi?” demektedir.

 

 

En dikkat çekici keşif belki de sadece geçmiş olayların detayları ile kaydedilmesi değil aynı zamanda bu olaylar ile ilgili hissedilen duyguların da kayıt edilmesidir. Bir olay ve bu olaydan dolayı hissedilen duygu ayrılmaz bir şekilde beyinde birbirlerine kenetli bir halde bulunmaktadır ve biri, diğeri olmadan anımsanamamaktadır.

 

 

İyi duygular da aynı yolla hatırlanabilir. Bir kokunun, bir sesin ya da göze ilişen bir şeyin nasıl da neşe kaynağı olabileceğinin hepimiz farkındayızdır. Bazen o kadar kısacık bir andır ki bu, fark edilemeden geçip gidebilir. Üzerinde düşünmezsek o kokuyu, sesi ya da görüntüyü nerede deneyimlediğimizi hatırlayamayabiliriz. Ama duygu gerçektir.

 

 

Öznenin anımsama kapasitesini kaybetmesine rağmen hatıra kaydı bozulmamış olarak kalmaktadır.

 

 

Bu bulgulardan hareket ederek beynin aslına son derece sadık bir kayıt tutucu olduğunu, doğum anından hatta doğum öncesinden bile her deneyimi nasıl olduysa o şekilde kayda aldığı sonucunu çıkarabiliriz.

 

 

Bir insan, ne zaman herhangi bir şeye bilinçli bir dikkat yöneltirse -demektedir Penfield-, beynin her iki yarımküresinin temporal korteksine aynı anda o şeyin kaydını yapmaktadır.

 

 

Zaman sıralaması zinciri, hatırlanan anıları birbirine bağlıyor gibi görünmektedir. Ayrıca, merkezi sinir sistemini sürekli bombardıman altında bırakan tüm duyusal dürtülerin değil, kişinin dikkat ettiği duyusal unsurların kaydedildiği görülmektedir.

 

 

…Kayda alınmış bu deneyimler ve onlara eşlik eden duygular bugün tekrar oynatılmaya elverişlidir. Hem de yaşandıkları andaki canlılıkta ve bugünün transaksiyonlarının doğasını niteleyen birçok veriyi içerir biçimde… Bu deneyimler yalnızca hatırlanmaz, yeniden yaşanır da.

 

 

Sosyal ilişkinin birimi transaksiyon adını alır. İki veya daha fazla kişi birbirleri ile karşılaşırsa… er ya da geç içlerinden biri konuşacak ya da diğerinin/diğerlerinin mevcudiyetine dair bir tanıma belirtisi gösterecektir. Buna transaksiyonel uyaran diyoruz. Diğer kişi o zaman uyaran ile bir şekilde ilişkisi olan bir şey söyleyecek veya bir şey yapacaktır ki buna da transaksiyonel yanıt diyoruz.”

 

 

‘Kişi içinde kendi anne-babasını/ebeveynlerini de barındırıyordu. Bunlar, hayatın ilk beş yılında yaşanan en anlamlı içsel ve dışsal olayların beyindeki kayıtlarıdır.’

 

 

Ebeveyn; insanın kabaca ilk beş yılı olarak kabul ettiğimiz erken yaşlarında, sorgulanmadan kabul edilen, dayatılmış dış olayların beyindeki kayıtlarının muazzam bir koleksiyonudur.

 

 

Çocuk’un ebeveyninin, yaptığı ve söylediği her şey çocuk tarafından kaydedilir. Herkesin yaşamlarının ilk beş yılından dış uyaranlardan aldığı bir Ebeveyn’i olmuştur.

 

 

Ebeveyn’deki veri doğrudan doğruya düzenleme yapılmaksızın alınır ve kaydedilir. Küçük çocuğun durumu, bağımlılığı ve kelimeler ile anlam yaratabilme becerisinden yoksun oluşu çocuk için, düzeltme yapmak, açıklamak veya değişiklik yapmayı olanaksız hale getirir.

 

 

Ebeveyn’de çocuğun anne-babasından yaşamı boyunca duyduğu ve gördüğü tüm uyarılar, kurallar ve kanunlar kaydedilir.

 

 

Bu kayıtlarda küçük çocuğa yöneltilmiş binlerce “hayır” vardır, onu bombardımana tutmuş tekrarlanan “yapma”lar, Ethel Teyze’nin vazosunu sakarlığı nedeni ile kırıp aileye getirdiği utanç nedeniyle annenin yüzündeki acı ve dehşet ifadesi de bulunur.

 

 

Çocuk’un yaşamında kural koyanın kurallarına uymanın ve kural koyanı hoşnut etmenin hayati olduğu dönemlerde, kurallara uyulması isteği “Altı arşınlık” insandan “iki karışlık” çocuğa yöneltilen dayatmalardır.

 

 

Fiziksel bir Ebeveyn’in yokluğunda çocuk ölür. İçsel Ebeveyn birçok tehlikeye karşı koruyucu, hayat kurtaran olmakla beraber ölüme sebebiyet verebilir.

 

 

Ebeveyn’in bir başka karakteristiği ise istikrarsızlığın sadakatle kaydedilmesidir. Ebeveynler bir şey söyler, başka şey yapar.

 

 

Ebeveyn verisinin büyük kısmı insanın şimdiki yaşamında “Nasıl yapmalı?” sorusunun yanıtı niteliğindedir.

 

 

Ebeveyn verisinin bir yük veya bir nimet olması bugüne uygunluğuna, Yetişkin tarafından güncelleştirilip güncelleştirilmediğine bağlıdır.

Ebeveyn verisinin oluşturulması için fiziksel ebeveynlerden başka kaynaklar da vardır. Televizyonun önünde saatlerce oturan üç yaşındaki bir çocuk gördüklerini kaydeder. Seyrettiği programlar “öğrenilmiş” bir hayat kavramıdır. Eğer seyrettiği programlar şiddet yüklü ise, inanıyorum ki Ebeveyn’ine şiddeti kaydedecektir. Bu iş böyle yürür. Hayat böyledir.

 

 

Akranları ya da diğer otoriter figürleri ile deneyimledikleri de Ebeveyn’e kaydolur. Küçük çocuğun kendini bağımlı hissettiği, sorgulayamadığı ya da keşfedemediği dış dünyaya ait her veri Ebeveyn’de depolanır.

 

 

Çocuk

Dış olaylar Ebeveyn dediğimiz veri bankasına kaydolurken aynı anda bir başka kayıt daha yapılmaktadır. Küçük çocuğun görüp duyduğu şeylere verdiği yanıtlardan oluşan iç olayların kaydı yapılmaktadır.

…anımsanan hatıralar geçmiş olay ya da sahnelerin tam fotografik ya da fonografik röprodüksiyonları değildir. Bunlar hastanın gördüğü, duyduğu ve hissettiği ve de anladıklarının yeniden oluşturulması/röprodüksiyonlarıdır.”

Görülen, duyulan, hissedilen ve de anlaşılan veriyi Çocuk olarak adlandırıyoruz. Küçük çocuğun yaşamının ilk deneyimlerinde sözcük dağarcığı olmadığı için tepkilerinin çoğu duygulardır.

 

 

Emerson “ters bir bakışın nasıl değerlendirileceğini bilmek zorunda” olduğumuzu söyler. Çocuk bunun nasıl yapılacağını bilmez. Ona yöneltilmiş ters bir bakış sadece çocuğun kendi hakkında olumsuz verilerine yeni veri ekler. Bu benim hatam. Yine. Her zaman böyle olur. Hep de böyle olacak. Sonsuza kadar.

 

 

Bugün yaşamımızda çocuklukta olanları yeniden yaratabilecek birçok şey olabilir ve bize o anda hissettiklerimizi bugün de hissettirebilir.

Bu nedenle eğer bir insan duygularının esiri olmuşsa Çocuk idareyi teslim almıştır, deriz. Öfke aklımıza galip gelince komuta Çocuk’tadır.

Çocuk’ta aydınlık bir taraf da vardır. Çocuk’ta aynı zamanda engin bir olumlu veri denizi de bulunmaktadır. Yaratıcılık, merak, keşif ve öğrenme arzusu, deneyimlemek, dokunmak ve hissetmek örtüsü ve ilk keşiflerin yaşattığı o saf duygular Çocuk’ta yer almaktadır.

 

 

On aylık çocuk kendi bilinci ile ve kendine has düşüncesinin ürünü olan bir şeyler yapabildiğini keşfeder. Bu kendini gerçekleştirme denemeleri Yetişkin’in başlangıcıdır. Yetişkin verisi, çocuğun Ebeveyn’indeki “öğrenilmiş yaşam kavramı” ve Çocuk’undaki “hissedilen yaşam kavramının” dışında kendi becerisi ile öğrenebileceği hayata dair kendi bulacaklarıdır. Yetişkin veri toplayıp işlemden geçirerek yaşam hakkında “düşünülen kavramlar” geliştirir.

Yetişkin bu ilk yıllarda kırılgan ve deneme aşamasındadır. Ebeveyn’den gelen komutlar ve Çocuk’un korkusu ile kolayca nakavt olur.

 

 

Yetişkin, öncelikle uyaranı bilgi parçacıklarına dönüştürmekle ilgilidir; bu bilgiyi daha önceki deneyimlerini temel alarak işler ve ilgili bölümlere yerleştirir. Taklit yolu ile yargılayan ve ödünç alınmış standart dizilerini güçlendirme yolunu arayan Ebeveyn’den ve daha ziyade muhakeme öncesi dönem temelinde tepki veren, ayrıştırması zayıf ve çarpıtmaya eğilimli Çocuk’tan farklıdır.” “Ebeveyn” ile çevresindeki yetişkinler aracılığı ile küçük insan, kendisine öğretilmiş ve gösterilmiş hayatı; “Çocuk” ile hissettiği, olmasını dilediği ya da fantezisini kurduğu hayatı düşünüp sonuçlarını hesap ettiği hayatı “Yetişkin” ile ikisi arasındaki farkı görmeye ve dile getirmeye başlar. “Yetişkin” veri işleyen bir bilgisayardır. Üç kaynaktan veri toplar ve bu bilgiyi öğütüp karar alır: Ebeveyn, Çocuk ve Yetişkin’in topladığı ve toplamakta olduğu verileri alır.

Yetişkin’in önemli bir işlevi; Ebeveyn’deki veriyi incelemek, doğru olup olmadığına ve bugüne uygun olup olmadığına, uygulanıp uygulanmayacağına bakmak sonra kabul veya reddetmektir. Ayrıca duyguların bugüne uygun olup olmadığını ya da arkaik olup olmadığını veya arkaik Ebeveyn verisine tepki olup olamadığını görmektir.

 

 

Yetişkin’in Ebeveyn verisini test etmesi erken bir yaşta başlayabilir. Korunmalı bir genç çocuk, Ebeveyn verisinin çoğunun güvenilir olduğunu gören bir çocuktur: “Bana doğruyu söylemişler.”

 

 

Bazen Yetişkin gelen “kötü haberlerin” baskınına uğrar ve transaksiyonlarda seyirci konumuna düşer. O zaman insan “Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum ama elimde değil.” diyebilir.

 

 

Tehlike ya da “kötü haber” işareti Yetişkin ile aynı zamanda Ebeveyn ve Çocuk’u da vurur. Çocuk orijinal tepkisini verir, yani, OK DEĞİLİM duygusunu. Bu tepki birçok değişik regressif fenomeni başlatabilir.

 

 

Çaresiz Çocuk’u beslemek, Yetişkin’in yönetim becerisinin yenilemesini geciktirir.

 

 

Eğer bilgisayar eski işlerden dolayı kargaşa içindeyse yeni işi için çok az zamanı vardır. Birçok hesap görüldükten sonra, Ebeveyn talimatlarından birçoğu otomatik hale gelir ve böylece bilgisayar yaratıcılık için özgürleşir. Günlük transaksiyonlarmızın çoğu otomatiktir.

 

 

En yaratıcı birey, Ebeveyn içeriğinin büyük bir kısmının gerçek ile örtüştüğünü keşfeden kişidir. O zaman bu doğrulanmış bilgiyi Yetişkin’e transfer eder, inanır, unutur ve başka şeylere yönelir bir uçurtmayı nasıl uçuracağı, kumdan kaleyi nasıl inşa edeceği veya diferansiyel hesabı nasıl yapacağı gibi.

 

 

1.BEN OK DEĞİLİM-SEN OK’SİN

2.BEN OK DEĞİLİM-SEN OK DEĞİLSİN

3.BEN OK’İM-SEN OK DEĞİLSİN

 4.BEN OK’İM-SEN OK’SİN

 

 

İkinci yılın sonu itibarı ile veya üçüncü yılın herhangi bir zamanında, Çocuk, ilk üç yaşam pozisyondan birine karar verir.

 

 

Bir kez kesinleştikten sonra, çocuk seçtiği bu pozisyonda kalır ve yaptığı her şey bu pozisyonun hakimiyeti altındadır. Bilinçi bir şekilde dördüncü yaşam pozisyonu ile değiştirmediği takdirde yaşamının geri kalanında bu pozisyonda kalır.

 

 

İçimizdeki OK OLMAYAN Çocuk’un kabulü en uygun ve dolayısı ile en tedavi edici yoldur.

Adlerin Freud’dan ayrılması bu nedenledir: İnsanın yaşamla mücadelesinin temeli cinsellik değildir; daha ziyade aşağılık duyguları ya da OK OLMAMAKTIR ki bu görüşe göre OK OLMAMAK evrenseldir.

 

 

Çocuk, eksiksiz bir resmini oluşturabilmek için gerekli deneyim ve donanımdan yoksundur, bu nedenle tek rehberi başkalarının ona verdiği tepkilerdir. Bu takdiri sorgulamak için elinde çok az sebep vardır ve o denli çaresizdir ki onlarla mücadele edip onlara isyan edemez.

 

 

Senaryo (örüntü) çocuğu geri çekinik bir yaşam sürmeye götürebilir çünkü OK insanların çevresinde yaşamak çok acı verir.

 

 

EĞER … OLURSAN, OK OLABİLİRSİN. Bu tür bir insan kocaman Ebeveyn’i olan arkadaş ve ortaklar arar çünkü kocaman temaslara gereksinimleri vardır ve Ebeveyn ne kadar büyükse temaslar da o denli iyi olur (OK temasları, OK olan kişilerden gelir ve Ebeveyn başından itibaren OK’dir.).

 

 

Yaşamın ilk yıllarda bazı konforlar varken, şimdi hiçbiri kalmamıştır. Temas kaybolmuştur. Eğer bu terk edilme ve zorluk durumu ikinci yıl boyunca telafi olmadan devam ederse; çocuk, BEN OK DEĞİLİM-SEN OK DEĞİLSİN sonucuna varır. Bu pozisyonda Yetişkin gelişmesi durur çünkü öncelikli işlevlerinden biri olan temas alması engellenmiş ve temas kaynağı kaybolmuştur.

 

 

Eğer bir insan SEN OK DEĞİLSİN pozisyonunu seçtiyse, bunu herkese uygular ve ne kadar iyiniyetli olursa olsun, onların temas iletilerini de reddeder.

Ayrıca bu pozisyondaki birey diğer insanlar ile ilişkilerinde Yetişkin’i kullanmayı durdurur.

 

 

BEN OK’İM-SEN OK DEĞİLSİN

Ebeveynleri tarafından uzun süre kötü muameleye maruz kalan çocuk pozisyonunu belli bir süre sonra üçüncü, kriminal pozisyona çevirir: BEN OK’İM-SEN OK DEĞİLSİN.

….Birçok kriminal psikopatın erken dönem öyküsünde bu türden büyük fiziksel tacizler vardır.

Bu çocuk için BEN OK’İM-SEN OK DEĞİLSİN pozisyonu hayat kurtaran bir karardır. Kendisi ve toplum için trajik olan kısım ise bu kararı alanların, içlerine bakmayı reddetmeleridir.

 

 

Kendilerine yaşamlarının erken döneminde, kendilerinin ve diğerlerinin değerli olduğunu kanıtlayan ve bu durumlara tekrar tekrar maruz kalan çocuklar şanslıdırlar.

 

 

Tüm oyunların kökeninin, üç yaşındaki çocuklar tarafından oynandığı rahatça gözlenebilen “Benimki seninkinden daha iyi” dediğimiz basit çocuk oyununda olduğuna inanıyorum. Bu oyun OK OLMAMANIN ağır yükünden geçici bir süre de olsa kurtulmak için oynanır. Burada BEN OK DEĞİLİM-SEN OK’SİN pozisyonunun üç yaşında bir çocuk için ne anlama geldiğini aklımızda tutmalıyız. BEN OK DEĞİLİM demek: Üç karış boyundayım, çaresizim, savunmasızım, kirliyim, yaptığım hiçbir şey doğru değil, sakarım ve bunların bana ne hissettirdiğini sana anlatabileceğim kelimelerim yok. SEN OK’SİN demek: Çok uzunsun, güçlüsün, hep haklısın, tüm yanıtlar sende, akıllısın, benim ölümümün veya yaşamımın kontrolü sende ve benim canımı yakabilir veya vurabilirsin ve bu yine de OK’dir.

Bu adaletsiz durumdan çıkış için herhangi bir telafi çocuk tarafından kabul edilir.

 

 

Adler’in “rehber kurgular” olarak adlandırdığı bu manevralar yolun ilerisinde felaketler doğurabilmesine karşın kısa süreli teselli verir: Ağır borçlar ya da bir sürü fatura kişiyi yaşamı boyunca sürekli angarya ile uğraşmaya mahkum eder.

Sonuç olarak BEN OK’İM-SEN OK’SİN’in bir pozisyon olduğu ve bir duygu olmadığının anlaşılması çok önemlidir. Çocuk’taki OK OLMAMA kayıtları şu andaki karar ile silinmez.

 

 

Gelişmiş Yetişkin

Transaksiyonel Analiz’in amacı kişinin seçimlerinde özgür olmasını, iradesi ile değişim yapabilmesini, tekrarlanan tepkilerini değiştirip, yeni uyaranlar bulmasını sağlamaktır.

 

 

İçimizdeki Çocuk kesinlik talep eder. Çocuk; güneşin her sabah doğacağını, annenin hep orada olacağını, kötü adamın sonunda hep yakalanacağını bilmek ister. Sadece Yetişkin, her zaman kesinlik olmayacağını kabul edebilir.

 

 

Ebeveyn veya Çocuk kumanda ettiği zaman sonuç kestirilir. Oyunların özgün karakteristiklerinden biri de budur. Oyunlarda kesin bir güven vardır. Hep acı ile biter ama oyuncunun nasıl başa çıkacağını bildiği bir acıdır bu. Yetişkin transaksiyonlara komuta ettiğinde sonuç her zaman kestirilemez. Başarı olasılığı olduğu kadar, başarısızlık olasılığı da vardır. Daha da önemlisi, değişim olasılığı vardır.

 

 

İnsanların Değişim İstemesini Ne Sağlar?

İnsanların değişim istemesini sağlayan 3 şey vardır.

  • Dibe vurmuşlardır.
  • Umutsuzluğun yavaş biçimi olan sıkıntıdır.
  • İnsanların birden değişebileceklerini keşfetmeleridir.

 

 

Analizin amacı her uyaran ve yanıtın insanların hangi parçalarından-Ebeveyn, Yetişkin, Çocuk- kaynaklandığını ortaya çıkarmaktır.

 

 

Ebevey İpuçları-Fiziksel

Çatık kaş, bükülmüş dudak, uzatılmış işaret parmağı, kafa sallamak, “dehşet dolu” bakış, ayaklarını yere vurmak, eller kalçada, kollarını göğsünde kavuşturmak, ellerini ovuşturmak, cık  cık yapmak, iç çekmek, kafasını okşamak.

 

 

Ebeveyn İpuçları-Sözel

-Derhal, -Şimdi daima , -daima ve asla, hemen her zaman Ebeveyn kelimeleridir.”Sana kaç defa söyledim?”, “Eğer yerinde olsaydım..”

Birçok değerlendirme sözcüğu -eleştirel ya da destekleyici-, karşısındakini yargılayan Ebeveyn’i işaret edebilir.

İki kelime, meli-malı çoğunlukla Ebeveyn ego durumuna giriştir.

 

 

Çocuk İpuçları-Fiziksel Çocuk

Çocuk’u tanımak için en kolay yol fiziksel ifadelerdir. Sıralayacağımız sinyallerden herhangi biri, transaksiyonda Çocuk’un olduğunu haber verir: Gözyaşları, ağlamaklı ses, titreyen dudaklar, somurtmak, öfke nöbetleri, küsmek, keyifli olmak, gülmek, söz almak için parmak kaldırmak, tırnak yemek, panik yapmak, kıvırmak, kikirdemek.

 

 

Yetişkin sözlüğünün temeli, neden, ne, nerede, ne zaman, kim ve nasıl oluşturur.

 

 

İnsanlar arasında ilişki Yetişkin olmazsa uzun sürmez. Bu nedenle tamamlayıcı Çocuk-Çocuk transaksiyonlarının Yetişkin’in süpervizyonu ve izni ile var olduğunu söyleyebiliriz. Yetişkin görünürde olmazsa Çocuk çapraz transaksiyonlara girer.

 

 

Ebeveyn-Çocuk Transaksiyonları

Bir başka tamamlayıcı transaksiyon türü de Ebeveyn-Çocuk arasında olandır. Koca (Çocuk’ta) hastadır, ateşi vardır ve ilgi beklemektedir. Karısı (Ebeveyn’de) eşinin kendini çok hasta hissettiğini bilmekte ve ona annelik etmek istemektedir. Kadının annelik isteğinin sürmesine bağlı olarak, bu transaksiyon, iki tarafı da tatmin eden bir şekilde sürer. Bazı evliliklerin doğası budur. Eğer bir koca “küçük oğlanı” oynamak ister ve karısı da ebeveyn olmaya gönüllü olursa, yani her şeyin sorumluluğunu alır ve ona bakarsa, eşler rollerini değiştirmek istemedikleri sürece evlilikleri gayet düzgün ve tatmin edici olarak sürer.

 

 

Tamamlayıcı Olmayan veya Çapraz Transaksiyonlar

Zorluk çıkaran transaksiyon türü çapraz transaksiyonlardır.

….Transaksiyonel Analiz’in ikinci iletişim kuralına götürür. Uyaran ve yanıt E-Y-Ç transaksiyonel diyagramında kesişirse (çaprazlanırsa)iletişim kesilir.

 

 

OK DEĞİLSİN Çocuk’u sürekli harekete geçen bir insan, gerçekle bağ kuracak transaksiyonlar kuramaz çünkü hep geçmiş Berçekler ile, halledilmemiş işleri ile meşguldür. Bir övgüyü kabul edemez çünkü hak etmediğini düşünmektedir ve bunda bir bit yeniği olmalıdır. Çocuklukta kurulmuş pozisyonun bütünlüğünü korumak için sürekli çabalamaktadır. Hep Çocuk ego durumuna dönen bir insan aslında şunu demektedir: “Bakın bana, BEN OK DEĞİLİM.” Sürekli Ebeveyn’e geçen kişi ise aslında “Kedinize bakın, siz OK DEĞİLSİNİZ.” demektedir.

 

 

Nasıl Yetişkin’de Kalınır?

Yetişkin, Ebeveyn ve Çocuk’tan daha sonra gelişir ve yaşam boyunca onları yakalamaya çalışırken zor zamanlar geçirir. Ebeveyn ve Çocuk ilk dönemleri ele geçirmiştir ve böylece uyarana otomatik olarak yanıt verirler. Bu nedenle de Yetişkin’i güçlendirmek için yapılacak ilk iş onu, Ebeveyn ve Çocuk’un sinyallerine duyarlı hale getirmektir.

 

 

Ebeveyn ve Çocuk’u teşhis etmenin bir başka yolu ise iç diyaloğu izlemektir.

 

 

Bir insan eğer “Bu benim Ebeveyn’im” ya da “Bu benim Çocuk’um” diyebiliyorsa bunu Yetişkin’i ile söyler ve çeşitli sorular sorduğu için Yetişkin’e geçtiğini söyleriz.

 

 

Kendi Çocuk’una duyarlı olan kimse, başkalarının Çocuklarına da duyarlı olmaya başlar. Hiçbir insan korktuğu kişiyi sevmez. Başkalarının Ebeveynlerinden korkarız; Çocuklarını sevebiliriz. Zor bir transaksiyonda yararlı olabilecek bir alıştırma da, karşınızdaki kişinin içindeki küçük kızı veya küçük erkek çocuğunu görmektir. O küçük kızı ya da erkek çocuğu küçümsemeden, sevgi dolu, koruyucu bir şekilde konuşmaktır. Eğer şüphe duyarsanız, ona temas iletisi verin. Eğer insan karşısındakinin Çocuk’una yanıt verebiliyorsa, artık onun Ebeveyn’inden korkmaz.

 

 

Yetişkin’i güçlendirmenin bir başka yolu da temel değerlerler konusunda büyük kararlar almak üzere zaman ayırmaktır.

 

 

Tekne kullanmayı fırtınada öğrenemezsiniz.

 

 

Önceden düşünmeden temel değer ve önceliklerinizi belirlemeden yapıcı bir Yetişkin transaksiyonu kuramazsınız.

 

 

Her insanın Ebeveyn, Yetişkin ve Çocuk yapısındaki kayıtlar, içerik ve çalışma düzenleri ve bu yapıların işlevleri açısından eşsizdir (benzersizdir).

 

 

Önyargı, erken çocuklukta güvenliği sağlayan ebeveynlerin birtakım konularda soru sorma kapısını kapattıklarında gelişmeye başlar. Küçük çocuk da ebeveynlerin azarlamalarının korkusundan o kapıyı açmaya cesaret edemez.

 

 

Görüşleri ne kadar mantıksız görünürse görünsün, görüşlerinin değişmezliği, bunların güvenilir olmasından kaynaklanır.

Küçük bir çocuk için bir yalana inanmak, kendi gözlerine ve kulaklarına inanmaktan daha güvenlidir.

 

 

Önyargıyı ortadan kaldırmanın tek yolu, ebeveynlerin görüşlerine katılmamanın artık tehlikeli bir durum oluşturmadığı gerçeğini göstermek ve elimizdeki Ebeveyn bilgilerini bugünün gerçekliğiyle güncellemektir.

 

 

Her ne kadar istisnalar olsa da şöyle genel bir durum vardır; hiç sevmemiş biri sevilmeyi öğrenemez. Hayatın ilk beş yılı tamamen fiziksel ve psikolojik olarak ciddi hayatta kalma mücadeleleriyle geçtiyse, bu mücadeleler muhtemelen hayat boyu devam edecektir.

Kişinin Ebeveyn’e sahip olup olmadığını görmenin yollarından biri utanma, pişmanlık, mahcubiyet ya da suçluluk duygulanının var olup olmadığına bakmaktır.

Eğer bu duygular yoksa Ebeveyn büyük bir ihtimalle engellenmiştir.

 

 

Bozukluklarımızın yapısını suçlamak onların yapısını değiştirmez. Bu yüzden yardımcı olacak olan cümle “Ben böyleyim.” değil, “Farklı olabilirim.” cümlesidir.

 

 

İnsanlar umutlarına göre söz verip, korkularına göre hareket ederler.

 

 

Her eşin Ebeveyn ve Çocuk yapısının evliliğin geçmişine kattıkları ağır içerikli bilgiler dikkate alınmazsa, ilişkinin yürümesi için iki eşin de sahip olduğu özgürleşmiş Yetiş kin yapısına ihtiyaç olduğu görülebilir. Fakat ortalama evlilikler, aşkı yarattıkları için değil de sadece hissettikleri bir şey olarak;  mutluluğu da birinin mutluluğu için çalışmanın yan ürününden çok, peşinden koşulan bir şey olarak gören Çocuk üzerine kulrulmuştur.

 

 

Sürekli sevgi ihtiyacında olan Çocuk yapısı, sevgiyi bu yönüyle görmez ama Yetişkin görebilir. Bugün bütün dünyada herkesin sevgi istediği fakat çok azının verebildiği umutsuz bir aritmetik vardır. Bunun sebebi küçük çocuğun BEN OK DEĞİLİM-SEN OKSİN pozisyonunun süregelen ve öne çıkan etkisidir. Bu, herkeste var olan bir durumdur. Küçük çocuğun hayatının ilk yıllarında “Benimki Seninkinden Daha İyi” ve “Bende Daha Çok Var” gibi orijinal oyunlarla bu yükten nasıl kurtulmaya çalıştığını akılda tutmak gerekir.

 

 

Geçmişini hatırlamayanlar, onu tekrar etmeye mahkümdur. (George Santayana)

Çocuklara yardım etmenin en iyi yolu ebeveynlere yardım etmektir. Eğer ebeveynler çocuklarının yaptıklarını beğenmiyorlarsa, değişmesi gereken yalnız çocuklar değillerdir.

‘Uzmanlar’ ebeveynlerin yapabileceklerini yapamazlar.

 

 

Başarılı kişiler ajandalarını hiçbir zaman önemsiz konularla doldurmaz, Aynı kural ebeveynler için de geçerlidir. Eğer en iyi sebebi bulmuşlar ve ona dayanıyorlarsa disiplin konusunda başarılı olurlar. Bu durum çocuğun Yetişkin yapısına, işleyebileceği sağlam bir şeyler verir ve bilgisayarına önemsiz datalar yüklenmez. Sonrasında baskıcı bir OK DEĞİLSİN’in yerine çocuğun, kendisine saygı duyduğu bir transaksiyonla ortaya çıkma seçeneği olacaktır. Eğer işçilerinizin Yetişkin yapılarına saygı duyuyorsanız onlara On Emir’i okumaktan vazgeçmelisiniz, eğer çocuğunuzdaki Yetişkin’in gelişmesini istiyorsanız da ona saygı duymalısınız.

 

 

Luigi Bonpensiere, piyano çalmakla gili dikkat çekici küçük bir kitapta, insan vücudunun bu zengin friziksel araçlarını ne kadar yetersiz bir şekilde kullandığımızı Söyle belirtmektedir: “Vücudumuz hassasiyetin en mükemmel aracı gibidir, verimli bir operatörün kullanması için planlanmış ve yapılmış ve daha sonradan bu aracın eksikliklerinden bahseden yetili bir mühendise terk edilmiştir.” Eğer bir çocuk bilgisayarını kullanamıyorsa, muhtemelen ya kullanan birini hiç görmediği ya da ona nasıl kullanacağını öğretebilecek biri olmadığı içindir.Eğer okulda yeteri kadar başarılı değilse, eksiklikleriyle ilgili şikayetini “Ben aptalım.” şeklinde ifade edecek, ebeveynlerinin duruma bakışı da ” Yeteri kadar çalışmıyor.” Olacaktır.

 

 

Endişeli olduğunda çocuğunuza sevgi gösterin. Bu durum, korkmuş ve sıkıntılı Çocuk’u rahatlatırken bir yandan da Yetişkin’in durumun gerçekliklerini kavramasını kolaylaştıracaktır.

 

 

Pek çok ebeveyn, ergenlik öncesi dönemde bulunan çocuklarına dört yaşlarında nasıl davranıyorlarsa yine öyle davranmaya devam ederler. Çünkü katı ebeveyn kontrolünü sürdürmeyi isterler ve çocuklarının zamanla nasıl değiştiğini ve yetişkin yapılarını kullanabilme yeteneklerinin ne kadar arttığını görmezler.

 

 

Eski Anglikan rahibi ve Doğu felsefesi uzmanı olan Alan Wats, “yapmaları gereken tek şey iyi bir çocuk yetiştirmekmiş gibi evde oturup çocukları için en iyi şeyi yapıp yapmadıkları hakkında endişelenen” ebeveynlerin kendi kendilerini baltalayıcı tutumları hakkında fikrini belirtmektedir: “Pek çok ailedeki sorun, anne babanın çocuklarını uygun yetiştirip yetiştirmedikleri hakkında suçluluk hissetmeleridir. Bu işi iyi yapmalarının tek nedeni, bu işi iyi yapmalarının çocuklar için olumlu sonuçları olacağını düşünmeleridir. Bu, sadece mutlu olmak için mutlu olmaya benzer. Fakat mutluluk bir yan üründür.

 

 

Ebeveynlerin kendilerine sorabilecekleri daha iyi sorular şunlar olabilir: Nasıl bir ebeveynim? yerine; Çocuğumun yanında nasıl bir insanım? Çocuğumun mutlu olmasını istiyorum. Evimizde neşe var mı? Onun yaratıcı olmasını istiyorum. Yeni şeylere karşı heyecanlı mıyım? Bir şeyler öğrenmesini istiyorum. Geçen ay, yıl ve yılarda kaç tane kitap okudum? Arkadaşları olmasını istiyorum. Ne kadar cana yakınım? İdealleri olmasını istiyorum. Benim ideallerim var mı? Bunlar yaptığım şeylerle göstereceğim kadar önemli mi? Ne düşündüğümü ona hiç anlattım mı? Onun cömert olmasını istiyorum. Ailemin dışındaki insanların ihtiyaçları konusunda ne kadar duyarlıyım? İnsanlara çekici gelen ne istedikleri değil, nasıl olduklarıdır.

 

 

Ebeveynler maalesef bazen çocuklarına ezici bakışlar ve hareketlerde bulunabilmektedirler. Olaydan daha yapıcı şeyler çıkarmak amacıyla hem anne-babanın hem de çocuğun hisleri E-Y-Ç yoluyla konuşulabilir: “Tekrar olmasını nasıl engelleyebilirim” gibi. Ebeveynlerin fiziksel cezalandırmayı, disiplin sağlamak için olumlu bir tutum olarak değil de Çocuk yapıları tarafından ele geçirilmek olarak görmeleri çok önemlidir. Bruno Battelheim şunları söylemiştir:

Bir dakika duralım ve “disiplin” olarak tanımladığımız şeyi uygulamaya çalışalım. Webster’e baktığınızda disiplinin “öğrenci (disciple)” ile aynı kökten geldiğini görürsünüz. Öğrenci hırpaladığınız biri değildir. Bir ustanın yanında, onunla aynı işi yaparak işin inceliklerini öğrenen kişidir. İşte disiplin kavramı budur. Bu yüzden siz eğer çocuklarınıza “Kızdığınız zaman vurmak; bir şeyleri kazanmanın en iyi yoludur.” cümlesini gösterirseniz onlar da bunu öğrenirler. Ve sonra da siz şehrinizdeki şiddetten şikayet edersiniz.

 

 

Çocuk yapısı böyle duygusal olarak yoğun olan zamanlarda hassastır ve oltaya gelme ihtimali çok daha yüksektir. Küçük çocuğun Çocuk yapısının verdiği tepkiler “çocuksu” olarak görülüp temellendirilse de, şimdi aynı tepkiler ebeveynlere tehdit edici ve karmaşık gelebilmektedir. Beş yaşındaki bir çocuğun kapı çarpışını on beş yaşındaki bir ergen yaptığı zaman bu daha korkutucu hale gelmektedir. Küçük kızın somurtması, genç olduğunda çirkin ve sinir bozucu olarak görülebilir. Küçük çocuğun “hikâye uydurma” alışkanlığı ergenliğinde “yalan söylemek” başlığı altına koyulabilir. Erken dönemdeki kayıtlar aynıdır. Çocuk yapısının baş etme mekanizmaları ergenlikte de devam etmektedir.